• Ufuk Derneği - Makedonya

  • Ufuk Derneği - Makedonya

  • Ufuk Derneği - Makedonya

  • Ufuk Derneği - Makedonya

888 poker review

İnsanoğlu yaratılışından itibaren kendi özgürlüğüne önem vermiş ve özgürlüklerini olabildiğince geniş tutmak için çaba harcamıştır. Bu içgüdüsel davranış toplumun dünya genelinde gelişimiyle beraber siyasi ve hukuki bir boyut kazanmış ve bu sayede korunma altına alınmıştır. Çağdaş toplumlarda bireylerin özgürlükleri insan haklarının temelini oluşturmaktadır ve ülkelerin anayasaları, uluslararası örgütler ve değişik sivil toplum kuruluşları özgürlüğün çiğnenmemesi adına faaliyet göstermektedirler.

Avro-Atlantik integrasyonu hedefleri olan ülkemiz de bu alanda aşama kaydetmeye uğraşmış ve belli bir seviyeye ulaşmıştır. Ancak son yıllarda başta bulunan iktidar partisi ve koalisyonu geçmişte yapılan bütün reformları baltalarcasına hareket etme cesareti göstermiş ve tabiri caizse Makedonya'ya; Avrupa Birliği yerine Kuzey Kore'ye doğru yön vermişlerdir. Ancak ustalıkla kullanılan propaganda ve popülist yöntemler sayesinde geniş halk kitleleri ne yazık ki bu baskı rejiminin getirdiği tehlikenin henüz tam olarak farkında değiller.

ABD'nin üçüncü başkanı Thomas Jefferson'a göre hürriyetimiz basın özgürlüğüne dayanır ve o kaybolmaksızın sınırlanamaz. Ayrıca hükümetler sansüre geçit vermemelidirler ve bu ancak basının özgür olması ile olabilir. Çünkü zaten hükümet erdemli ise, kendisine karşı yapılacak herhangi bir saldırıdan korkmasına gerek kalmayacaktır. Bu kısa teoriden çıkaracağımız sonuç şudur ki; bir ülkedeki özgürlük ve demokrasi seviyesini ölçmek isterseniz o ülkenin basın özgürlüğünü muhakkak irdelemek zorundasınız.

Peki Makedonya'da basın özgürlüğü ne durumda? Bu alanda araştırmalarıyla ünlü Amerikan medya organizasyonu Freedom House'un geçtiğimiz günlerde yayınladığı rapora göre Makedonya bu yıl 122. sırayı Kongo ve Kenya ile paylaştı. Tanzanya, Fildişi Sahilleri ve Nepal gibi ülkeler ise bizim üstümüzde yer aldılar. Avrupa sıralamasında ise son sıra için Türkiye ile yarıştığımızı da belirtmekte fayda var. Bu korkunç rakamlar ve son 8 yılda iyice ön plana çıkan düşüş ülkemizde demokratik süreçlerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini açıkça belirtmektedir.

Özgürlüğün sınırlı derecede var olduğu toplumlarda demokrasinin yapı taşı olan seçimler ne kadar adil ve geçerli olabilir acaba? Bu sorunun cevabını hepimiz çok iyi biliyoruz. Doğaldır ki bu şartlar altında diktatörlüğe soyunan bir hükümetin organize edeceği seçimlerin adil olmasını beklemek absürd bir durumdur. Dolayısıyla 2014 cumhurbaşkanlığı ve erken parlamento seçim sonuçlarının muhalefet tarafından tanınmamasına şaşmamak gerek.

Başta VMRO- DPMNE olmak üzere iktidar koalisyonu bu seçimleri ülke tarhinin en demokratik seçimleri olarak notlandırırken, kendilerince 'İskandinav seçimleri' düzenlemişlerdi. (İskandinav ülkeleri İsveç ve Norveç; Freedom House'un raporunda ilk iki sırayı paylaşmıştır)

Muhalefet koalisyonu lideri Zoran Zaev ise daha sandıklar açılmadan seçim sürecinin demokrasiden çok uzakta gerçekleştiğini ve bu şartlar altında sonuçlar ne olursa olsun kabul edilebilir olamayacaklarını ifade etti. Bunun devamında ise muhalefetin kazanmış olduğu bütün milletvekilleri mazbatalarını almayı kabul etmeyerek Makedonya siyasi sahnesinde yaşanmamış bir durumla karşı karşıya kalındı. Fakat mevcut hükümet diktatör yapısını burada da sergilemeye devam etti ve 24 Aralık 2012 yılında şiddet kullanarak meclis dışı bıraktığı muhalefet milletvekillerini bu kez de zorla meclise sokmak için elinden gelen herşeyi yapmaya gayret gösteriyor. Mazbataları zorla ve anayasaya aykırı bir şekilde onaylanan muhalefet hakkını mahkemede arayacak, ancak hukuk sisteminin adaletten ve bağımsızlıktan hızla uzaklaştığı ülkemizde yargıya güven beslemek zor görünüyor. Gazetecilerin sürekli mahkemeye verildiği ve siyasi tutuklu sayısının arttığı bir ülke haline gelmemiz Avrupa'nın da dikkatini çekmeye devam ediyor. AGİT başta olmak üzere seçimleri takip eden yabancı temsilciler Bağımsız Makedonya tarihinin en sert seçim raporunu açıklayarak hükümete ciddi bir mesaj verdiler. Ülkemizde görev alan birçok Avrupalı diplomat basın özgürlüğünün eksikliğinden yakınırken, ABD büyükelçiliği de seçim sürecindeki usülsüzlükleri eleştirdi. Hatta Gruevski'yi seçim sonrasında alışılmışın dışında yurtdışından hiçbir lider tebrik etmedi. Bütün bu göstergeler ülke imajının son dönemde iyice sarsıldığının altını çizmektedir.

Bu şekilde gelişen bir seçim sürecinde rakamlar gerçekleri ne kadar ifade eder tartışılır, ancak izlenimlerimi paylaşmadan önce seçim sonuçlarından kısaca bahsetmek istiyorum. İktidar koalisyonu 480.000 oy alırken, muhalefet koalisyonu 284.000 oyda kaldı. Bu oylar meclis koltuklarına dağıtıldığında 61'e 34'lük bir tablo ortaya çıkıyor. Üçüncü opsiyon olma fikriyle yarışa çıkan diğer partiler genel anlamda fiyaskoya uğradılar ve toplumumuzun henüz yeni bir alternatife sıcak bakmadığı bir kez daha görüldü. Arnavut blokunda ise BDİ 19, PDSH 7 milletvekili çıkararak hükümet ortağı olma bekleyişine geçtiler. Peki seçimler Türk siyasi partileri için nasıl geçti? İktidarın koalisyonunda yer alan TDP tek milletvekili ile yetindi. Muhalefet cephesinde mücadele veren THP de 3. bölgeden bir milletvekili çıkardı. Böylece THP milletvekili Enes İbrahim hem en genç Türk milletvekili, hem de 3. bölgeden ilk Türk milletvekili ünvanına sahip oldu. Bu sayede unutulmuş ve izole edilmiş doğu Makedonya Türklerinin de sesi duyulmuş oldu. Batı Makedonya'da hız gösteren Arnavutlaşma sendromuna doğu bölgelerde dur denmiş oldu. Milletimizin gösterdiği irade ve özveri alkışlanmalıdır. Seçimlerden sonra ise MRTV2'de canlı yayında Enes İbrahim'in iktidar milletvekili Kenan Hasipi'yi de istifaya davet etmesi çok manidar. Koltuk sevdasıyla ad yapmış Hasipi'nin böyle bir teklife sıcak bakması beklenemez bir durum olsa da, bu çağrı Türkiye'nin soydaşımızla ilgilenmesi ve ciddi bir kamuoyu oluşturulması için önem arz etmekte. Belki de ancak bu radikal kararla soydaşımızın sorunlarına gerçek anlamda çözümler üretilebilir.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise VMRO-DPMNE adayı İvanov, muhalefetin adayı Pendarovski'ye 135.000 oy fark atarak ikinci kez cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmaya hak kazandı. Fakat bu seçimler Arnavut kesimin İvanov'u cumhurbaşkanı olarak kabul etmemesiyle hatırlanacak.Onların tavrına göre İvanov geçmişte göstermiş olduğu tutumla Arnavut kesimin temsilcisi olacak erdeme sahip değil.

Seçim öncesi ve seçim kampanyasında yaşananları inceleyecek olursak çok vahim bir tabloyla karşılaşmış oluruz. Ne yazık ki elimizdeki bütün kanıtlar, bulgular, göstergeler hükümetin sistemli bir şekilde seçimleri kendi lehine çevirmiş olduğunu göstermektedir. Mevcut rejim bütün yasal ve yasa dışı mekanizmaları kullanarak seçimlerde galibiyete ulaşmıştır. Baskıya, rüşvete, tehditlere, şiddete, manipülasyona tabi tutulan vatandaşlarımız demokratik haklarını özgür bir biçimde yansıtamamışlardır. Hayatta kalma savaşı veren fakir kesim üzülerek belirtmeliyim ki oylarını 500 denara satmışlardır. Siyasilerin halkın sefaletinden bu şekilde yararlanmaya çalışması ne etiğe ne de insanlığa sığmamaktadır. İktidarın bizzat işe koyduğu 100.000'in üzerindeki devlet memurlarına ciddi baskılar yapılmış ve onlardan oy getirmeleri istenmiştir. Aksi takdirde iş yerlerini kaybedecekleri söylenmiştir.

Özellikle kırsal alandaki köyler baskıya en fazla maruz kaldılar. Zaten ilkel şartlarda yaşayan soydaşımız her platformda ezilmeye devam ediyor. İktidardaki Türk partisi dahil, hükümet bu vatandaşlarımızı iyice dışlamış durumda. Seçim öncesi ve seçim günü polis, orman polisi ve hatta ve hatta içişlerinin özel birimi Alfa bile bu köylerde direkt baskı uygulamış, muhalefete oy atmak isteyenleri ya engellemiş ya da iktidara oy atmaya zorlamışlardır. Ne yazık ki Türk Hareket Partisi dışında bu soydaşımıza arka çıkan, onların dertleriyle bire bir ilgilenen olmamıştır. Medya'daki iktidar propagandası doğal olarak devlet televizyonunda da uygulamaya konulmuştur. Maalesef MRTV2'de Türkçe yayınlarda halkımıza yapılan zulüm es geçilmiş, kamuoyu şeffaf bir şekilde bilgilendirilmemiştir. Soydaşımızın da vergileriyle faaliyet gösteren MRTV2'nin bu yayın anlayışı milletimize ciddi bir darbe indirmektedir. Türkiye'nin de bu yaşananlara ilgisiz kalması veya iktidardaki Türk partisi tarafından kasıtlı bir şekilde yanlış yönlendirilmesi çok çok üzücü bir durumdur. Türk halkına sistematik bir şekilde ciddi bir terör uygulanmaktadır ve çok geç olmadan bu duruma el konmalıdır.

Mevcut rejim şehirlerde de planlı ve programlı bir şekilde çalışmış ve 21. asırda akla mantığa sığmayacak yöntemlere başvurmuştur. Yurtdışından getirilen insanlara sahte kimlikler dağıtılmış, Makedonya'da oy kullandırılmıştır. Pustets'ten (Arnavutluk) getirilen kişiler Üskübün göbeğinde oy kullanabilmişseler diğer şehirlerde durumun vahimiyetini kavramak çok da güç değil. İçişleri bakanlığının biometrik kimlik kart ve pasaport yapmak için birkaç yıl önce tahsis ettiği iki makineden bir tanesinin kayıp olması şüphelerin artmasına da yol açtı. İlgili bakanlık ise makinenin bozuk olduğunu söylemekle yetinirken, konumu hakkında bilgi vermedi. Peki kayıp olan bu makine yurtdışından getirilen şahıslara kimlik kartları dağıtmak için mi kullanıldı? Birden fazla kimlik kartıyla (5 ila 9 kimlik kartı olanlara bile rastlanmıştır!) ülke genelinde birçok yakalananların da olduğunu eklersek çok devasa bir skandalın kapısını aralamış oluruz. SİVİL başta olmak üzere birçok sivil toplum örgütünün ve siyasi partinin bu konuda Devlet Seçim Kuruluna kanıtlar dahilinde rapor vermesi bile hiçbir sonuç vermemiştir.

Hayali ve ölmüş seçmenden temizlenemeyen seçim listesi en büyük sorun olmaya devam ediyor. 1.8 milyon seçmeni olan ülkemizde sağlık sigortası olanların sayısı bu rakamın biraz altında. İsşsizlerin ve 18 yaşından küçüklerin de sağlık sigortası olduğunu bildiğimizde geriye sigortası olmayan çok az bir kesim kalmakta. Dolayısıyla da bu rakamlar ülke nüfusuna en yakın sayıyı göstermektedir. Peki nasıl oluyor da nüfus sayısı seçmen sayısıyla hemen hemen aynı rakamları gösteriyor? Son sayıma göre 0-17 yaş grubundaki çocukların sayısı 400.000'in üzerinde. Bu kaba hesaplamalara göre seçim listesinde yaklaşık olarak 400.000 hayali seçmen bulunmakta. Peki bu rakamlar seçim sonuçlarına yön vermek için kasıtlı bir şekilde kullanıldı mı? Tüm bulgular bu şüphelerimize ciddi derecede destek verir durumda. Muhalefetin belki de en büyük hatası bu hayali seçim listesinin tam olarak temizlenmeden seçimlere katılmayı kabul etmesidir.

Demokrasi çerçevesinin çok çok dışında tamamlanan seçimler daha uzun süre çok tartışılp, çok konuşulacak. Ülkemiz ciddi bir siyasi krize doğru yönelecek. Avrupa temsilcileri kısa zamanda bu duruma çözüm üretebilirler mi bilinmez, fakat özgürlüğün bedel ödemeden kazanılmadığını unutmamak gerek. Geçmişten de dersler çıkarıp, hürriyetimizi geri kazanmak adına hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız. Totaliter rejimler ancak halkın bilinciyle yıkılabilir. Ve unutmayalım ki özgürlük hediye edilmez, kazanılır!

joomplu:185