• Ufuk Derneği - Makedonya

  • Ufuk Derneği - Makedonya

  • Ufuk Derneği - Makedonya

  • Ufuk Derneği - Makedonya

888 poker review

Osmanlı Devleti’nin Balkanlara Geçiş Ve Yerleşme Sürecinde Bir Akıncı Beyliği Evrenos Oğulları

Evrenosoğulları, Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminde özellikle Rumeli’nin fethinde büyük hizmetleri görülen bir akıncı ailesidir. Aile adını Osmanlı hükümdarlığı zamanında Osmanlı hükümeti altına alınan (1348) ve Osmanlı hizmetine giren Evrenos Bey’e dayanır. Evrenos Bey’in babası Pranga lakabı ile anılan ve bazı kaynaklara göre Bozoklu Han’ın oğlu olan İsa Bey’dir. İsa Bey Süleyman Paşa ile birlikte Rumeli Fütuhatına katılmış ve Makedonya’nın fethi sırasında şehit düşmüş, orada gömülmüştür. Türbesi daha sonra oğlu Evrenos Bey tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde ise İsa Bey’in türbesi Makedonya’nın Güneydoğusunda bulunan Konçe Belediyesi sınırları içerisindedir. Konçe’li eski cami imamı olup şu an köyün en yaşlılarından olan Hüseyin Recep’in anlattığına göre dede ve babaları türbeden bahsederken ‘’Gazi Evrenos’’ un türbesi diye adlandırılmıştır. Eskiden bu türbenin yakınlarında Pranko adlı bir köyün varlığınıda bilmekteyiz.

( Isa Bey’in türbesinin günümüz hali)

joomplu:187

 

 

(''Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar; Dipçik altında ezilmiş, paralanmış kafalar!'')

Aslında farklı bir konuya değinmek istiyorum. Bir zamanlar taa buralara kadar, Nizam-ı Alem ve İlahi Kelimetullah için yılmadan, yıkılmadan, şehitler verip kazanılan topraklar, hiç bir kurşun sıkılmadan verilmişti. Buradaki Türkler, bir gecede kaderlerine terk edilmişti. Öksüz kalınmıştı. Vatan/devlet bellediğimiz bu topraklarda, mademki buranın vatandaşıydık biz Türk’lere yakışırcasına başkaldırmadan, devletimiz adına her ne olursa olsun gerektiği gibi, kanunlara uymak, kuralları yerine getirmek ve tabi İslam dininin emrettiği gibi yaşamak vazifemizdi.

1944 yılının Ağustos ayında Paruca’da Bulgar askerlerine karşı Partizanlarla beraber hücum emri verildiğinde elindeki makineli tüfekle durmadan ateş açarak, yılmazcasına ilerleyen Emir Demirov, vatan bellediği bu topraklarda yaşamak için yiğitçe savaşır. Düşmanın arasına tek başına girecek kadar ilerleyip burada bir Türk’e yakışırcasına savaşarak orada şehit olur.
Daha sonra Emir Demirov’un savaştaki bu başarısından dolayı, zamanın Yugoslavya Federal Devleti , ailesine içinde gazi Evrenos Bey’in babası, akıncılar Beyi İsa Bey’in türbesinin de bulunduğu araziyi hediye eder. Belki de türbenin günümüze kadar ulaşabilmesinde en fazla bu aile ve özellikle de Emir Demirov sayesindedir. Ecdadımıza ait olduğundan dolayıdır ki türbeyi bu güne kadar, becerebildiklerince koruyup kollamışlar.
Bu olaylardan yıllar sonra, Makedonya Yugoslavya’dan ayrılmış ve kendi bağımsız Cumhuriyetini ilan etmişti. Ancak hepimizin malumları üzerine 2001 yılında Makedonya’da siyasi bir krizden doğan bir iç savaş yaşanmıştı. Arnavutlar ''verilmeyen hakkımızı ararız'' (''Hak verilmez alınır'') diyerek devletten haklarını almak için savaş açtılar. O zaman Makedonya’nın ordusuna ülkemizin her tarafından asker toplandı. Keza Konçe’de de durum aynıydı. Benim çok yakınlarım, devletin ordusunda yeterince askerin olmadığından, Makedon ordusu tarafından Arnavutlara karşı savaşmak için cepheye götürülenler arasındaydılar. İkinci günden hemen cephedeydiler. Savaşırken karşı tarafta bir Müslümanın olduğunu bildiği ve yanıbaşındakinin dönüp ona ateş açmayacağının garantisi olmayan bir durumdu. Ancak başta belirtildiği gibi, Makedonya bizim vatanımızdı, kanunlara uyup gerekeni yapmalıydık.

Köyümüz cepheden uzak olduğundan, buradaki durumda da bir anormallik yoktu, taa ki bir sabah köyün girişinde yolda yazılan ''Türklere ölüm'' yazısını görünceye kadar.

Konçe, 8 Makedon köyü arasında yer alan tek Türk köyüdür. Köy halkı tedirgin olmuştu, geceleri gözlerine uyku girmez hale gelmiş, akıllarına acaba eskisi gibi tarih tekrar tekerür mü edecekti? ''Akıbetimiz Kurtovitrap’taki 90 kişininki gibi mi olacaktı?'' diye düşünceler içerisinde geçen gün ve geceler... Neyse ki korkulan olmamıştı. Savaş Orhi’de düzenlenen toplantıdaki anlaşmayla sona ermişti. Ohri Çerçeve Anlaşması Makedonlar ve Arnavutlar arasında yapılmış, Türkler ve Makedonya’daki diğer azınlıklar toplantıya dahil edilmedi, kendi aralarında bunların adına imzalar atılmış, hakları belirlenmişti.

Türkler olarak bu anlaşmadan bize doğan hakkı her nekadar tanımasak da, azınlıkta olduğumuzdan dolayı aldırılış edilmiyorduk. Bize de dağa çıkıp savaşmak, isyan etmek düşsede, isyan etmek Türklerin hamurunda yoktu.

Uzun zaman sonra, geçtiğimiz yıllarda köylülerden biri kullandığı ''Silahların dağıtlıdığı o akşam eğer ki istenilen izin o zamanın Başbakan’dan alınsaydı siz şimdi burada yoktunuz'' ifadesi, birden bire bir tedirginlik yaratmıştı. Acaba ne demek istemişti? Daha sonra öğrenildiğinde ise bir gece komşu köylerde silahlar dağıtılmış ve daha sonra da cephede ölen bazı akrabalarının intikamını almak için, buradaki Türkleri kurşuna dizmek için izin istendiğini, ancak Başbakan buna karşı gelmesiyle istedikleri gerçekleşmemişti. İşte şimdi nereden nereye. 1944’lü yıllarda, Makedon, Türk, Arnavut olarak beraberce savaşıp kazanılan bu topraklarda artık yabancıydık.

Ne yapmalıydık, tekrar Anavatan Türkiye’ye mi göç etmemiz gerek? Ancak orda da durum farklı değil ki, ''derenin öbür tarafından gelenler'' diye adlandırılıp, sanki yabancıymış muamelesi uygulanmakta. Makedonya’da Türk’ün var olduğundan habersiz olarak, ''Türkçeyi nereden öğrendiniz?'' şeklindeki sorularla, hatta bunu buraya görevlendirilenlerden duyduğumuzda, bizlere ''gösterilen'' ilginin ne seviyede olduğunu anlamaktayız.

Umut ederim ki bu tür olayların devam etmeyip, ileride Makedonya’da beraber ve kardeşce, çok unsurlu, çok kültürlü ve çok dinli bir ortamda yaşamaya devam ederiz.

Eyvah! Beş on kafirin imanına kandık;

Bir uykuya daldık ki: Cehennemde uyandık!