Avrupa zayıflarken, Yunanistan çökmüşken… Büyük sanılanlar küçülmüş, bir şey bilinenlerin hiçbir şey olduğu bir zamanda Balkan diyarında bir millet yaşarmış. Yok, yok… Bu şekilde olmasın, sonra masal sanırlar.

Büyük sanılan küçüklerle, bir şey olduğu düşünülen hiçbir şeylerin zamanına şahitlik ediyoruz. Küçükken pek bir mutluymuşum; dünyayı daha adil, düzgün bir yer bilerek, Yugoslavya’nın Alis Harikalar Diyarı’nda yer aldığını varsayar gibi yaşamışım. Şanslıydım da üstelik. Hem yaşadığım şehir hem ailem, tanıdıklar açısından… İyi ki “o zamanlarda” küçük olmuşum. Bilgilere açık, yeni yeni öğrenen bir insan olarak o “büyüme”mi öyle bir dönem ve yerde yaşamışım. Ergenliğe geçerken bu hülyam yıkılmaya başladı; yaşadığım yer artık dünyanın bodrumu idi.

Sene olmuş 2011. Benim sakallarım çıkmış; çıkan sakallarımı kesmeyip şekillendirmişim bile. Büyümüşüm. Bu büyük hâlimde sahip olduğum dünya görüşümün, dünyayı gördüğüm pencerenin “sağlıklı” olduğu fikrindeyim. Bunu nereden mi biliyorum? Bugünden! Bugünden biliyorum elbet. Bugün bana güzel açıklar verdi çünkü. Şu son yıllar bana dünyanın insani, dünyevi kısmına dair güzel fikirler verdi. İşte o zaman büyük sanılan küçüklerle, bir şey olduğu düşünülen hiçbir şeylerin zamanına şahitlik ettiğimi hissettim, en derinden. Hiçbir zaman pek önemsemediğim Amerika’nın birleşik devleti, Avrupa Birliği, Arap Dünyası bana haklılık verdirdi. Bunu hissederken şükrettim. Tabii önce Yaradan’a, bugünleri gördüğüm için. Sonra durumuma; hiçbir zaman bu büyük sanılan küçüklerle, bir şey olduğu düşünülen hiçbir şeylere vaktinde bile değer vermediğim için. Ah, affedersiniz. Büyük sanılan küçükler ve bir şey olduğu düşünülen hiçbir şeyler kimdir, değil mi? Söylemedim ben onu. Biraz daha anlatayım, anlatırken o da anlaşılacak.

Avrupa zayıflarken, Yunanistan çökmüşken diye girmiştim söze. Bunun yanına Akdeniz’in çevresinin değiştirilmesini, Amerika’nın birleşik devletinin huylarının çeşitlenmesini de ekleyebiliriz. Dostlar, size stratejik, politik yorum yapmam, bunu şimdilik reddetmiş durumdayım. Gerek de yok. Dünyada olup bitenleri, medyanın izin verdiği, sizin ulaşabildiğiniz oranda takip ediyorsunuz. En azından anlama gayretindesinizdir. Ben bunları takip ederken, “kültür”ü düşünüyorum. Durup durup o konuya dönüyorum. Hani Avrupa zayıfladı, Yunanistan çöktü dedim ya. Burada çöken şey devletin ekonomisidir, sistemidir. En aşırıya gidelim ve çöken devlettir demiş olalım. Devletler insan yapımıdır ve zayıflayabilirler elbet, çökebilirler de. Ama o devletin içindeki millet veya milletler çökmediği sürece, kalkılır elbet her sıkıntıdan. Yeniden kurulur yıkılanlar. Yeter ki o milletin sağlam bir duruşu, sağlam bir kültür yapısı olsun. İzleyelim olanları. Sonucu kaç ayda veya yılda görülecekse, o sonuç ortaya çıktığında bu toz duman zamanında kim akıllı ve bilinçli çalışmışsa onun kazandığı görülecektir. İlk aşamada kaybetse bile kazanma durumu doğacaktır.

Kuzey Afrika ülkelerinde, Suriye’de çatışmalar, çekişmeler yaşanıyor. Libya’ya neler yapıldığı, nasıl kısa bir süreçte Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin kısacası Batının bu ülkeye çullandığını gördük, yaşadık. Algıladık demekten uzak duruyorum çünkü o hepimizde gerçekleşmemiş olabilir. Peki, bu olaylar bize dünyadaki Batı zihniyetinin nasıl hareket ettiğini artık tam olarak göstermedi mi? Göstermedi diyenler, az önce söz ettiğim algılamayanlardır. Yunanistan. Avrupa Birliği’nin şımarık üvey evladı. Yıllardır birlik sırtından beslendi, şımartıldı; gün geldi, çöktü. Benim büyük sanılan küçüklerle, bir şey olduğu düşünülen hiçbir şeyler ekonominin dışında, kültür ve dünyaya bakışlarındaki yanlışlık dolayısıyla vardır.

Türkiye’de ve Balkan’da (hatta dünyada diyelim) ekonomiyi her şey sanan insanlar vardı, hâlen de var. Bunlara göre ekonomik gelişme olsun, para için tavizler verilsin. Millî meseleler bile bu uğurda pazarlık edilebilir fikrinde olanlar var. Evet, ‘para önemsizdir, ekonomi boştur’ diyecek değilim. Bunu tartışmaya bile gerek yok. Ben, milletlerin temelinin ekonomi değil, kültür olduğunu söylüyorum. Milletler kültür özellikleri ve kültür miraslarıyla yaşıyorlar ve yaşayacaklar.

Bütün durumlardan, dünyanın bu sıkıntılı, bulanıklığından kültürü olanlar sağ çıkacak. Dünyada hayat felsefesi olanlar, partizanlık yapmayan gelişkin beyinler bu günlerden sağlam çıkacaklar. Dünyada yeni düzenler, dengeler kurulacak. Kuzey Afrika yeni şekilleri ile yaşamına devam edecek. Suriye’de iş bir yerlere varacak. Bunların sonucunda düşünenler ve bu düşünceleri için çalışanlar, dünyayı doğru anlayanlar kazanacak elbet. Batı dünyasına kızanlar haklıdır ama o kızanlar kendi dünyalarının kötü hâllerini düzeltmiyorlarsa, kızıp susarlar, pusarlar ve yöneten değil yönetilen olurlar.

‘Ya olmazsa’ diyenleri de unutmayalım. Ya olmazsa? Yani dünyanın hepten kötü bir hâl alırsa? Ben bunu kurgulamadım çünkü ben teslim olmak niyetinde değilim. Ben, kültürel dünyası güçlü olan bir biz düşünüyorum.