Kosova Cumhuriyeti, bir süredir konuşulan nüfus sayımını yaşadı. Sayım yapıldı, bitti. Uzun lafın kısası; sayıldık! Türk dilindeki “sayılmak” fiilini eski dönemlerden beri takip edebilmekteyiz ve bu fiil birden çok anlamı içerir. Anlamlar; sayma işine konu olmak ve değer verilmek, addedilmek… Biz burada iki anlamı da düşünelim ancak sadece birincisini belirtelim. Çünkü ikincisi için hem erken hem de bunda karara varmak zor.

Sayım zamanı “bazı durumlar” olmadı değil. Bazı yerlerde sayım görevlilerinin vatandaşların Türkçe form haklarını uygulamayıp “şimdi Arnavutça yazayım, ben evde düzeltirim” gibi ucuz ve komik söylemlerini duyduk. Oysa Türkçe form bir hak idi. Bunun yanında Prizren’de kapatılan seçim ofisleri, sayım sırasında bazı düzensizlikler, etkileme çabaları şeklinde belirtebileceğimiz olaylar yaşandı. Sayımın ayrıntısı yazmayacağım. Çünkü işin başka bir boyutuna odaklanmak, dışarıdaki etkenlerden çok iç etkenlere değinmek isterim. Ayrıca bilinen ne kadar çok olursa olsun, bilinemeyecekler de mutlaka olacaktır.

Her şey bizde başlıyor. Gerçekten… Ben bu sözleri çeşitli yazılarımda, çeşitli konuşmalarımda hep söyledim; hâlâ söylüyorum. Bunu bir düstur, bir felsefe temeli olarak düşünüyorum.

Sayımın sonucu için bekliyoruz. Bu hiç kuşkusuz büyük bir merak. Acaba Kosova Türklerinin rakamsal durumu nedir? Göreceğiz. Ancak bundan daha önemli bir şey var dostlar. Rakamlar, matematiksel ölçümler, istatistik önemlidir ama her şey değildir. Kosova’da “şu” kadar Türk yaşıyor demek bir bilgidir. Bu nüfus bir olgudur. Hepsi bu. Oysa Kosova’da Türklerin etkililiğini, varlığını bunun da ötesinde düşünmek daha yararlı olur. Demek, Kosova’da Türk nüfusunun sayısı ne olursa olsun, biz “nitelikli, kaliteli nüfus” fikrini asla unutmayalım. Bunu desteklemek için Bulgaristan’ı düşünelim bir an.

Bulgaristan’da Türklerin nüfusu hiç de az değil. Ülke nüfusunun en az yüzde 10’u Türk. En düşük ölçümler yüzde 10’u gösteriyor. Peki, Bulgaristan’da neler başarılabildi ve Türkler ne kadar etkin? Hep beraber düşünelim. Cevap için acele etmeyip, düşünelim. Şimdi tekrar konuya dönelim.

Aslında mesele sadece Kosova değil. Kosova’daki sayımı burada bir örnek olarak almak gerek. Yaşadığımız bir durum. Ancak, buradan hareketle düşüneceğiz. Ben düşünüyorum. Son yıllarda artan bir şekilde düşünüyorum. İşin kültürel yönünü düşünüyorum. Balkan Türklerinin düşünce dünyasını anlamaya çalışıyorum. Dünyadaki örneklerden, olaylardan da bilgiler topluyorum kendime. Nüfusun çok olması her şey değil. Bunu biliyorsunuz zaten. Düşünmediyseniz eğer on, on beş dakikanızı ayırıp dünyada çok nüfusa sahip olan bölgeleri ve nasıl yaşadıklarını düşünün, cevabı bulacaksınız. Bir de az nüfusun kaliteli olması durumunda nelerin başarılabildiğini görün. Nüfusun kaliteli olması, nüfusun bilinçli olmasında bitiyor her şey. İşte biz de bunu unutmamalıyız.

Sayımızı önemsiyorum, bunu söylemedim bile. Sakın böyle anlaşılmasın. Sayımızı bir kişi bile arttırmak benim amacımdır. Bu kesin. Ancak ben daha temel bir şeyi arıyorum, bulmaya çabalıyorum.

Kendimizi önemli sayalım. Önce birey olarak sonrasında bir millet olarak önemimizi görmemiz lazım. Bugün Makedonya’da; daha geniş bir bakışla Balkanlar’da yaşayan Türkler değişik yerlerde, değişik şartlarda yaşıyorlar. Kimimiz şehirde, şehrin dünyası ve koşturmacası içinde; kimimiz bir kasabada, orta büyüklükte bir dükkânın sahibi; kimimiz bir köyde, köy hayatı içinde… Her taraftayız ve çeşitli hayatları yaşıyoruz. Bu ne kadar güzel. İşte bu hayat kompozisyonunda hepimiz kendi şartlarımızda iyi olmak zorundayız.

Köyde yaşayanın güzel bir evi olmalı, bunun için de toprağında çalışmalı, ev hayatında da düzenli olmalı, ailesini olabilecek en iyi şartlar altında yaşatmak için çabalamalıdır. Çok etnikli bir köyde örnek gösterilen bir Türk olmak; sadece Türklerin yaşadığı bir köyde de bir Türk köyü olarak iyi bilinmektir bu.

Orta büyüklükte bir kasabada esnaflık eden birisinin kasabada iyi bilinmesi ne kadar güzel bir şeydir. Şehir hayatı süren bir kişinin alanında gelişmiş, işini iyi bilen bir kişi olması ne olursa olsun önemlidir, gurur vericidir.

Bütün bunların dışında ülkede bazıları sırf Türk olduğu için bir kişiye karşı “farklı” davranabilir, bunu yapmaya çalışabilir. Bunu ayrı düşüneceğiz, bununla ayrı şekilde başa çıkacağız. “Sorun bende değilse, gerisi kolaydır ve hatta önemsizdir” demek de olur, o zaman.