Balkanlar’da olanlar oldu. Yüzlerce yılda kurulanlar kuruldu; bir kısmı yıkıldı. Yerine yenisi kuruldu; eskilerden bazıları kaldı… Bunların içinde çok fenalıklar görüldü. Uzun günlerin kısa anlatımı derken bugüne geldik: Artık bugündeyiz. Şimdi bugünü anlamlandırma ve geleceği kurma zamanıdır.

Birkaç ay sonra Makedonya Cumhuriyeti’nde nüfus sayımı yapılacak. Planlarda bir değişiklik yapılmadıysa Kosova Cumhuriyeti’nde de benzer bir sayım gerçekleştirilecek. İki ülkenin kaderi bu durumda birleşti. Sayım, çok etnikli ülkelerde önemli bir dönemeç oluyor, bu ülkeler için de böyle olacak.

Peki, Makedonya Türkleri acaba bu sayımı ne kadar önemsiyor? Bunu ne kadar anladılar? Sahi, sayımın öneminin ne kadar farkındayız ve kendimizi bu konuda nasıl hazırlıyoruz?

Artık, Balkanlar’da biz Türkler, yeniden doğmalıyız. Kendimizi yeniden bulmalıyız. Yaşadığımız ülkelerde ‘azınlık psikolojisi’ ile değil, o ülkenin kökünde var olan bir halk olduğumuzun farkında olarak yaşamalıyız. Çünkü unutulmamalıdır ki Balkanlar’da bugünkü halklardan birçoğu yok iken Balkanlar’da Türkler var idi! Balkanlar’da enkaz hâlde bulunan geniş toprakları bütün yönleriyle geliştirip düzenleyenler ve ona adını verenler Türklerdir.

Bu sefer Türkler güçlerini kullanmalıdırlar. Hayata yeniden bakmak zorunda olunduğu gibi, bu sayımlara da yeniden bakmak zorundayız. 1900’lerden beri bütün Balkanlar’da Türkler çok büyük bir nüfus oranını göç ve katliamlarla kaybetti. Bir zamanlar, birçok yerde nüfus olarak büyük miktara sahip olan Türkler o üstünlüklerini kaybettiler. Göçler oldu, kötülükler yaşandı. Artık toparlanma zamanı. Bu durum, Türkler için şart. Bu yapılmazsa ve Türkler kan kaybetmeye devam ederlerse durum geri dönülmez bir hâl alabilir. Umut var, olmalı da…

Makedonya Türkleri, Makedonya’nın kökündeki varlıklarını ve bu ülke için arz ettikleri önemi iyi anlamalıdırlar. Makedonya Türkleri içinde bazılarımız da varlıklarının ne demek olduğunu bir kez daha hatırlamalıdırlar. Yapılacak genel nüfus sayımı da Makedonya’da birçok açıdan hayati önemde olacak. Bunu iyi bilerek hareket etmeli, ucuz politika ve fikirler içinde olunmamalı. Bunu söylerken, hayat tecrübesi bize, insanlarımız içinden bir kesimin ucuz politikalar, iftiralar, bölme çalışmaları içine gireceğini gösterdi. Çürük elmalarımız olacak, zaten o çürük elmalarımız olmasaydı Makedonya’da böyle bir durum ortaya çıkar mıydı? İşte, böyle çirkin işlerin içine girenleri ayıklayıp geçeceğiz. Enerjimizi burada harcamayacağız.

Ucuz politikalar ve bölme çalışmalarının dışında, insanlarımızın bir bölümünü de asimilasyonla kaybettik, bugüne kadar. Bunlara kesin olarak dur demek zorundayız. Artık o dönem bitecek. Etrafımızdaki insanlar bizi bizden alamayacaklar. Herkesle dost bir hâlde yaşayacağız ama kendimiz olarak yaşayacağız.

Osmanlı devri sonrasında Türklerle Arnavutlar iç içe yaşadılar. Sıkıntılarda, baskılarda genellikle hep beraber çözüm aradılar ama iş nüfus sayımlarına, temsillere, eğitim haklarına geldiği zaman Türklerden hep fedakârlık beklendi. “Hay be siz büyük rakamlara sahipsiniz. Bunlara karşı gelin Arnavut olarak yazdırın kendinizi. Arnavut sayısı daha çok olsun ki hak iddia ederken elimiz daha da güçlensin. İşler düzelsin, sonra Türk olarak yazılırsınız” gibi sözler dendi hep. Hep olan Türklere oldu. Nüfus sayımlarında bu mantıkla Türklerin hatırı sayılır bir kısmı, hatta bazı sayımlarda çok büyük kısmı “Arnavut” olarak yazdırdılar kendilerini. Sonra o nüfus sayımları her yana yayıldı. Sonuçlara göre hareket edilmeye başlandı. “Bak dediler, buralarda Türk çok az”. Olan Türklere oldu. Kaybettiler. Bu şekilde bir toplumsal bilinç yürütmediğimiz için nasılsa o da Müslüman diye, bir kesimimiz bunu yaptı ama yok olduğunu düşünemedi. Oysa kardeşler, Türkler de Arnavutlar da var olsun. Herkes kendisiyle var olsun ama herkesi de Arnavut saymak gibi bir gaflete kimse kalkışmasın, haddini bilsin. Bunlar ayıptır, günahtır. Kardeş, kardeşin dilini kaybetmesini ister mi hiç! Sokakta, köşede, bucakta “ya sen nereden Türk oluyorsun? Sen Arnavut’sun” sözleri vardır eskiden beri. Ara sıra hortlar bu hastalık. Bu psikolojik baskıydı. İnsanları esir alıyordu. Bu acı sözleri söyleyenler bazen yakın tanıdıklardı, karşı gelmek ayıp olurdu, susuyordu insanlar. Susuyorlardı ve susarak kendi psikolojilerini yok ediyorlardı. Bu şekilde de Türk nüfusun bir kısmı devre dışı kaldı. E tamam artık. Beraber kardeşçe yaşayacağız. Ama anlaşalım aga; sen Arnavut, ben Türk. Hem aklınızda bulunsun. Size bunu söyleyen insanlara, “peki sen nereden Arnavut oluyorsun” diye sorun; gülüp geçin. Kolayca cevap veremeyecektir.

Bunları söylerken herhangi bir Arnavut düşmanlığı aklımızdan bile geçmez. Düşmanlığa gerek yok, düşmanlık yok. Sadece doğrular bilinsin. Yaşananlardan dersler çıkarılsın. Biz neden kaybettik ve bundan sonra nerelerden toparlanmalıyız. Ama bütün bunlara rağmen, kötü anlamak isteyenler de kötü anlayabilir. O da serbest.

Önce kendimize dönüp, gücümüzü bulacağız. Sonra Makedonya’da Türkçenin kullanımı için çalışacağız. Sırayla, her şey sırayla gelecek.

Ben Makedonya Türkleri için söyledim ama Kosova Türkleri de aynen okuyup aynı mesajları alabilirler. Çünkü bu iki ülkenin insanlarının kaderleri ortak; hepsi bir, hepsi aynı.