Hep o benzer an, benzer sahne... Biraz tarihe dalıp Balkan’ı düşündüğümde hep gözümün önünde o sahnelerden bir sahne… Bir kağnı, onun arkasında bir kadın; soğuktan korunmak için örtünmüş gelişigüzel… Sağ elinde bir çocuk, onu taşıyor. Kim bilir kaç kilometre ve hangi şartlarda yürümüş yolları, fotoğrafı çekilene kadar. Bu sahne bir gerçektir. Bu gerçekse bir fotoğrafta kayıtlıdır. Birçok yayında kullanılan bu fotoğraf 9 Kasım 1912’de Balkanlar’da çekilmiştir.

Balkanlar’da yüzlerce yıldır var olan bir düzeni bozan ve bölgedeki Türk-Müslüman kimliğine ve her şeyine karşı gelişen o Balkan Savaşları felaketinin travmasını kanının her damlada yaşayan bir insanın düşüneceği ve anlayacağı hâldir bu ancak. Bu travma derindir, çok güçlüdür. 1912’lerde son şiddetine ulaşıp dünyaları değiştiren olaylar büyük üzüntüler yaratmıştır! Ancak, geçmişe takılıp kalmak mantıklı değildir. Geçmişi iyi bir şekilde bilmek ve geleceği ona göre kurmak lazım. Dolayısıyla bu yaşananlar bir travma doğurmuştur ama şimdi yeni şeyler söyleme zamanıdır.Balkanlar’la ilgili yayınları uzun süreden beri takip ederim. Hem akademik çalışma alanım hem de hayat alanım olması sebebiyle Balkan konusunda ne kadar çok bilgi edinirsem kârdır diyerek araştırmaktayım. Bu araştırmalarımın bazılarında “önemli” denebilecek bir düşünce tarzı ile karşılaştım. Bu düşünce tarzı ile yazılan Balkan konulu yazılar, Türkçe yazılar olsa da bu yazılardaki üslup ve yaklaşım, Balkanlar’ı “dışarı” düşünüp yorumlayan bir tarza sahiptir. Bu gibi yazıların çok büyük kısmı Türkiye merkezli yazılardır.

Bir ansiklopedi maddesini açarsınız. Mesela Makedonya’daki bir kasabayı araştırmak için bakarsınız. Maddede o kasabanın Osmanlı dönemi anlatılır, tarihten bahsedilir. Sonra 1900’lü yıllara gelir ve yazı genelde buralarda bir yerlerde biter. O kasabanın günümüz durumuna dair ya bilgi verilmemiştir ya da verilen bilgi artık “bize ait       bir bilgi” değildir. O konunun Osmanlı tarihinden söz etmek çok doğal. Peki Osmanlı sonrasında artık o yörenin Türklükle ilişkisi kalmadı mı? Artık oraya dair bir irtibat yok mu? Var. Bu söz edilen yerlerde bugün de Türkler yaşıyor; doğuyor, çocukluk yaşıyor, büyüyor, hasta oluyor, iyileşiyor, okula gidiyor, âşık oluyor, evleniyor, çocuk sahibi oluyor, iş sahibi oluyor, torun sahibi oluyor… Uzun lafın kısası, oralarda bizim hayatlarımız sürüyor. Peki, bunlar varken yukarıda bahsedilen “yabancı” bakışlar nereden geliyor? Bunu iyi düşünmek, analizini sağlamca yapmak şart.

Böyle yabancılar gibi yaklaşımlarla yazılar yazmayı yaratan şeylerden birisi, Balkanlar’ı Türklükten-Müslümanlıktan ayrı bir yer olarak düşünmek. Bu düşünce bizim geleceğimiz için tehlikeli. Bizim için Balkanlar dünden ibaret değil. Biz Balkanlar’da dün de vardık, bugün de varız, yarın da Balkanlar’da var olacağız. Dolayısıyla Balkanlar’da yaşanılan her ülkenin her bölgesine, o bölgenin her şeyine dair yeni, çağdaş bilgilerimiz olmalı. Verilerimiz güncel olmalı.Balkanlar’ı Türkçenin dışında, ayrı bir şey olarak sayan düşünce Balkanlar’daki yer adlarını yazarken, o yer adının Türkçe şeklinin yüzlerce yıldır var olabileceğini düşünmez. Bu gibi hatalardan dönmek şart.

Bütün olumsuz durumlar bir yana dursun. Balkanlar’da birçok ülkede yaşayan Türklerin, kendi ülkelerine dair fikirlerinde eksiklikler varsa, bunları gidermeleri lazım. Burası bizim dedelerimizin doğduğu topraklar, bizim öz topraklarımız ise, buralara sahip çıkma konusunda en ufak bir eksiklik yapmak hakkımız yoktur. Yaşanılan ülkenin yönetimi bizi desteklemiyor olabilir, bize temkinli ve uzak yaklaşıyor olabilir. Bunların az veya çok var olduğunu biliyoruz. Bunlarla mantıklı şekilde mücadele etmek, enerjiyi Balkan’da Balkan için, buradaki gelecek için harcamak lazım. Eksikleri düşünmeliyiz. Makedonya’nın idari yapısı hakkında Türkçe yazılmış elektronik olan veya olmayan kaç belge var? Kosova’nın dere, nehir, gölleri konusunda elektronik olan veya olmayan Türkçe olarak kaydedilmiş kaç belge var? Bulgaristan otoyol ağı konusunda Türk dilinde hazırlanmış kaç belge var? Sırbistan tarihi hakkında Türkçe ile oluşturulmuş kaç araştırma var? Selanik’in tarihini ve çağdaş dönemini Türkçe anlatan kaç yazı var? Romanya’daki Babadağ’ın nüfusu ve kültürel yapısı hakkında Türk dilinde okunabilecek kaç eser var? Karadağ’ın turizmini öğrenebileceğimiz kaç Türkçe eser var? Bosna Hersek’in kültürel hayatının tarihine dair bir Türkçe belge var mı?

Türkçe ile Balkan konularında belgelerimiz, kayıtlarımız olmalı. Geçmişte, yüzlerce yıldır nasıl kayıtlar tutmuş isek, bundan sonrasında da kendi topraklarımız konusunda araştırmalar, çalışmalarla kayıtlarımız olmalı.Balkan’la ilgili sosyolojik bir düşünüşü yaratmak ve bunu uygulamak zorundayız. Bunu yapamazsak daha önce yaşandığı gibi buralarda siyasi ve sosyal olarak yeniden kayıplar yaşayabiliriz. Bu satırların yazarı o sosyolojik düşünceyi, sosyolojik anlayışı uzun süredir düşünüyor. Ancak, bu onun kendi başına yapabileceği bir şey değil. Bu iş “önce” Balkan Türklerinin içinde yer aldığı ve arkasından (ihtiyaca bağlı olarak) Türkiye Cumhuriyeti’nin işe dâhil olacağı büyük bir gelecek projesidir.

Başarmak zorundayız.