Dünyada bilinen 9 ülke, Çin, Fransa, Hindistan, İsrail, Kuzey Kore, Pakistan, Rusya, İngiltere ve ABD yaklaşık 30.000 nükleer silaha sahip. Yaklaşık 1500 tanesi haftada 7 gün 24 saat fırlatılmaya hazır bekliyor.

Nükleer silah sahibi ülkeler silahlarına sıkı sıkıya bağlıdır, aktif bir şekilde geliştirirler, yeni görev alanları ve tasarımlar yaratırlar.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru ABD’nin Japonya’ya karşı kullandığı iki atom bombasından Hiroşima’ya bırakılanın 200 bin civarında, Nagasaki’ye bırakılanın da 80 bin civarında insan kaybına yol açtığı ve bu iki bombanın kullanılmasının olumsuz etkilerinin bugüne kadar geldiği bilinmektedir. Hiroşima’da ve Nagasaki’de kullanılan atom bombaları, ilkel nükleer silahlardı. Aradan geçen süre içerisinde, bilim ve teknikteki gelişmenin etkisinde, fiziki olarak evrak çantalarında taşınabilecek derecede çok küçük ancak, yok edici ve yıkıcı etkileri tahmin edilmeyecek derecede yüksek, nükleer silahlar üretilmiştir. Bu gelişme çizgisi, nükleer silahlara dayalı “dehşet dengesi”ni küresel ölçekte artan bir endişe dönüştürmüştür.

Son yıllarda Çin, Fransa, Rusya, İngiltere ve Amerikanın Nükleer Silahların azaltılması Anlaşmalarını çiğnemeleri durumu daha öngörülemez bir hale sokmuştur. Anlaşma imzalandıktan sonra Hindistan, İsrail, Kuzey Kore ve Pakistan gibi ülkeler de nükleer klübe katılmıştır. Nükleer enerji yayılma devam ederse, her şekilde, her durumda birileri daha silah yapacaktır.

Fakat umut var. Kazakistan Cumhurbaşkanı Sayın Nursultan Nazarbayev umudun ta kendisi. Çünkü Nazarbayev Kazakistan’ın bağımsızlığının ilanı arifesinde; 29 Ağustos 1990 tarihinde bir zamanlar dünyanın en büyük nükleer bomba deneme yeri olan Semipalatinsk’te (SEMEY POLİGONU) atom bombası denemelerinin yasaklanması için karar almış; böylece dünyadaki atom bombası denemelerinin durdurulmasına öncülük etmiştir. Sovyetler Birliği’nden devraldığı mirasla dünyanın dördüncü büyük nükleer gücü haline gelmişken, 1995 yılında bu mirastan vazgeçerek “nükleer silahlardan kendi isteğiyle arınan” ilk ülke olarak tarihe geçmiştir. Nazarbayev şimdi ise tüm dünyada nükleer güvenlik ve barışın tesisi için çalışmalar yapmaktadır. Bu hususta ilk önemli adımı atarak dünyada 29 Ağustos’un nükleer silahlara karşı eylem günü olarak kabul edilmesini teklif etmiş ve bu teklifi geçtiğimiz 2009 senesinde BM tarafından kabul edilmiştir. Tüm bunlardan dolayı BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon 26 Ağustos 2010 tarihinde uluslar arası anti-nükleer gün dolayısıyla yayınladığı mesajında Nazarbayev’in liderliğindeki Kazakistan’ın tüm dünyaya nükleer silahlardan vazgeçilebileceğini gösterdiğini ve bundan dolayı Kazakistan’ın nükleer silahsız bir dünyayı oluşturmanın sembolü olarak gördüğünü ifade etmiştir. Sonuç olarak dünya ve insan güvenliğinin en büyük tehdidi nükleer silahların imhası ve nükleer güvenlikli bir dünya konusunda paha biçilmez girişimlere öncülük eden Kazakistan Cumhurbaşkanı Sayın Nursultan Nazarbayev NOBEL Barış Ödülünü dünya üzerinde en çok hak eden kişi konumundadır. Ayrıca böyle bir şahsiyetin bu ödüle layık görülmesi dünyada nükleer silahların yok edilmesi ve nükleer güvenliğin tesisi için dünya liderlerine olumlu etki yapacağı, dolayısıyla bunun da dünya barışına katkı olacağı da aşikârdır.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in bu kararı alması o kadar kolay olmamıştır. Her şeyden önce, ülke güvenliği açısından böylesine güçlü caydırıcı etkisi olan silah stokundan vazgeçmeye kesinlikle karşı çıkan muhaliflerini ikna edebilmesi bile başlı başına bir başarıdır. Nazarbayev bu konuda, “Kazakistan’ın nükleer güç olup olmamasını planlamak üzere başlattığımız büyük tartışmada, sonuçları ve karşı savları, kuşku ve kaygıları ölçmek gibi zor bir yola girmekten başka çaremiz yoktu” demektedir. İngiliz Yazar Jonathan Aitken “Kazakistan’ın Efsanevi Lideri Nazarbayev” adlı, Türkçeye de çevrilen kitabında Nazarbayev’in nükleer sorunlar konusunda karar verirken dört önemli aşamayı tecrübe ettiğini belirtmektedir:

• 45 yıldan uzun süren, Semey (Semipalatinsk) ölüm poligonlarındaki denemelerin insanlara yaşattığı acıların algılandığı, fakat Sovyet askeri gizliliği nedeniyle sessizlik içinde geçirilen kaygılı bir dönem olan birinci aşama;

• 1989 sonrasında Glasnost, Çernobil felaketi ve Moskova’nın Semey (Semipalatinsk) nükleer deneme poligonunu genişletme kararının beslediği öfke patlamasının yaşandığı ikinci aşama;
• Demokrasiye yönelmek ve demokrasi ile tanışmak şeklinde özetlenebilecek üçüncü aşama;

• Uluslararası pazarlıkların giriftliğini ve güçlüğünü yaşadığı bir dönemin sonunda 29 Ağustos 1990 tarihinde Semey (Semipalatinsk) Nükleer Atom Denemeleri Poligonunu kapatan 408 sayılı Başkanlık Kararı’nın açıklandığı dördüncü aşama.

Oldukça zor geçen bu çileli süreci Nazarbayev şöyle özetliyor: “O günlerde demokrasiyi öğrendik. Bu, bağımsız Kazakistan’ın ilk bağımsızlık adımlarından biriydi. Totaliter Sovyet geçmişinin yanlışlıklarını görüp düzeltmeye başladık. Yeni bir demokrasi yolunda yürüyüşe geçtik. Ve o yolun temeli de nükleer silahlardan arınmış bir Kazakistan için verilmiş bir karardı”.

Geçtiğimiz Nisan ayında Kazakistan’a resmi bir ziyaret gerçekleştiren ve bu ziyaret esnasında Sovyetler döneminin nükleer deneme merkezi olan Semipalatinsk’i bizzat gezen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon da bilge Başkan Nazarbayev’e insanlığa yaptığı unutulmaz hizmetlerden dolayı teşekkür etmiştir. İzlenimlerini “Sıfır Noktası” başlıklı makalesinde dile getiren Ban Ki Moon: “Birkaç hafta önce Kazakistan’a yaptığım ziyaret sırasında Sıfır Noktası’na gittim. Bu, benim için gerçekleri daha yakından görmemi sağlayan bir tecrübe oldu. Durduğum yer Sovyetler Birliği’nin 1947-1989 yılları arasında Semipalatinsk’te 456 atom bombası denemesi yaptığı kötü şöhretli test alanıydı” demektedir. Genel Sekreter bu test alanının kapatılması olayını dünyanın nükleer silahlardan arındırılmasında önemli bir adım olduğunu şu sözleriyle ortaya koymaktadır: “ Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev Ağustos 1990 tarihinde test alanını kapattı ve nükleer silahları yasakladı. Bu karar, bizim için uzak görünen nükleer silahlardan arınmış bir dünya hayalinin somut bir ifadesine dönüştü. Şimdi, ilk kez iyimser olmak için nedenlerimiz var”.
Malesef ve ne yazıktır ki Batı her zaman olduğu gibi tam manasıyla tarafgir.

İstediğini tutuyor, hak etmediği halde istediğine de “Barış Ödülü” veya “Nobel Ödülü” gibi ödülleri de veriyor.

Kendinden olmayana da, yaptıkları ve insanlığa koydukları katkı ne olursa olsun sadece “Nasihat” veriyor.

Ülkesine nükleer teknolojiyi ve silahları getirten, bir başka ülkeden nükleer teknolojiyi nasıl aldığını ve çaldığını ayrıntılarıyla gazetelere anlatmaktan çekinmeyen ve Güney Afrika ülkelerine nükleer silah sattığı belgeleriyle ortaya çıkan devlet başkanına Nobel Barış Ödülü verilirken, ve de aynı şekilde sadece ağzından “Nükleer silahlar sınırlandırılmalı” sözleri çıkan ama sınırlama için parmaklarını dahi oynatmayan devlet başkanına Nobel Barış Ödülü verilirken niye Nazarbayev’e kuru bir teşekkürden başka bir şey verilmiyor anlamak mümkün değil. Umarım Nazarbayev’in çabası değerli zatlar tarafından mükafatlandırılır da, bizim yüreğimize su serpilir.