Birinci Balkan Savaşı’nın 100’üncü yıldönümü geçti (1912-2012 yılı). Birkaç ay önce takvimler 2013 yılını gösterdi. 2013 yılında 1913’te başlayan İkinci Balkan Savaşı’nın yıldönümüdür diyebiliriz. Balkan savaşlarının 100 yıldönümü vasıtasıyla 2012 yıllında birçok yazı ve etkinlik düzenlendi. Ufuk Derneği de var olan imkânlarıyla elinden geleni layıkıyla yapmıştır. 100 yıl öncesinde yaşadığımız bu kanlı savaşı anmamızın oldukça önemli ve anlamlı olduğunu düşünüyorum.

İkinci Balkan Savaşı’nın çıkma sebebi, Londra Anlaşması’nda Bulgaristan’ın diğer devletlerden daha çok toprak elde etmesi. Bundan memnun olmayan Sırbistan ve Yunanistan, Bulgaristan’a saldırdılar. Bulgaristan’ın bu durumundan yararlanmak isteyen Romanya da savaşa girdi. Bulgar orduları yenilmeye başladı. Bu savaşın sonunda, Balkan devletleri Osmanlı Devleti’nden aldıkları toprakları, Bükreş Antlaşması (1913) ile aralarında paylaştılar (Kara 1999: 197).

 

Osmanlıdan aldıkları toprakları paylaşamayan gizli ittifak yapan Balkan devletleri (Bulgaristan, Yunanistan, Karadağ ve Sırbistan), İkinci Balkan Savaşı’nı başlattılar. Bu ülkelerin orduları yaptıkları ittifak sonucu Osmanlı ordusuyla savaşa girdiler, savaş sonunda da birbirine saldırmaları mantık dışı bir olay olsa gerek. Gözlerinin ne kadar dönük olduğunu buradan görebiliriz, tek amaçlarının Türklerin topraklarını ve mallarını yağmalamak, ele geçirmek, Türklere zulmetmek olduğu ortada. Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra başlayan İkinci Balkan Savaşı’nda da masum Türk halkına saldırılar devam etmiştir. Osmanlı ordusunun Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra çekilmesi, İkinci Balkan Savaşı’nda Türk halkının emniyeti kalmamıştır. Masum halka yönelik tacizler tecavüzler, ölümler, yağmalamalar v.s. daha şiddetli bir şekilde devam etmiştir.

 

Balkan Savaşları’ndan sonra başlayan savaşların (Birinci ve İkinci Dünya Savaşı, Yugoslavya’daki savaşların) hepsinde Türkler hedef olmuş masum insanlar acımasızca katledilmiştir, mezalimlere devam edilmiştir. Peki, bunun sebebi nedir? Neden Türklere yapılan saldırılar hiç durmadı? Bunların başlıca sebebi hiç kimsenin hesap sormaması olsa gerek. Balkan Savaşları’nda yapılan Türk katliamından sonra, yapılanlar hakkında hiçbir hesap sorulmadı. Masum halka yapılan saldırılar, ölümler, tecavüzler tacizler için hiç kimse suçlu bulunmadı, hiç kimseden tazminat aranmadı. Bırakın onu, 100 yıldır Balkanlar’dan göç eden Türklerin mallarına haksız bir şekilde Balkan devletleri tarafından el konuldu. Balkan ülkeleri, bu malları kendi milletine dağıttılar veya başka şekilde buradaki topraklar birçoğu Türklerin elinden çıktı. Balkan Savaşları’nda çeteciler tarafında atılan “Türklere ölüm” sloganları bir paralel olarak Bosna’daki savaşta da devam etti. O zamanki Sırp ordusunun komutanları Mladiç ve Karaciç masum Boşnak halkını, Türkleri öldürüyoruz diyerek katletti, tecavüzler devam etti.

 

Balkan Savaşları’nda Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaşan devletlerin orduları o kadar savaş hukukundan yoksun ki, göç yollarındaki Türklere bile saldırıp ellerindeki ne var ne yok almışlardır. Masum ve silahsız insanları öldürmüşler, kadın ve kızlara tecavüz etmişlerdir. Önce söyledim gibi, Balkan Savaşları, Balkan Türkleri için tam bir çöküş ve zihinlerde 100 yıl geçmesine rağmen unutulamayan derin bir travmadır. Göç yolunda hastalıktan, açlıktan, çetelerin saldırılarından ölen insanların ve bu mezalimi yaşayan ve görenler bu hikâyeleri defalarca yeni nesillere anlatmışlardır. Bu hikâyeler o kadar acı, yaşanılanlar o kadar vahşi ve korkunç ki, Balkan Savaşları’nda insanlık bitti diyebiliriz.

 

1912’de ve öncesinde başlayan göçün sebebi burada Türklere hayat yok düşüncesinin oluşmasından olmuştur. Özellikle Balkan Savaşları’nda Türklere en büyük darbelerden biri vurulmuştur. Can ve mal güvenliğinin kalmaması, evlerinin ve tarlalarındaki mahsullerin yakılması ve yağmalanması, camilerin ve diğer Türk tarihi yapıların yakılması ve ya yıkılması, yapılan tecavüz ve işkenceler sonucu halk çareyi daha güvenli olan bir bölgeye göç etmekte bulmuştur. Balkan Türkü, kendi yurdundan göç etmeyi, atalarından kalan mallarını bırakıp, burada kurulmuş olan hayatını ve düzenini bırakıp gitmesi, ne olacağı belli olmayan bir yola çıkmasının sebebi çaresizliktir. Türkiye’ye yerleşen Balkan Türküne “göçmen” adı koyulmuştur. Maalesef orada da bazen kendi soydaşından hor görülüp dışlanmıştır. Soydaşları olarak bildikleri insanlar kendilerini kabullenmemiş, onları birçok iftira ve aşağılamaya maruz tutmuşlardır. Büyüklerin anlattığı hikâyeler çok acıdır. Yerlerinden, topraklarından sürülmüş bir milletin, göçe zorlanma aşamasından, göç yollarında yaşadıkları ve vardıkları yerdeki soydaşı bildiği insanlar tarafından dışlanmışlığı, ellerinde avuçlarında yiyecek ekmeği bile olmadan yeni bir hayat kurma mücadeleleri, başlı başına ayrı bir tarihtir. Kendileri yeni yerlerinde kabullendirme mücadeleleri ustalıkları ve kendilerini dışlayan bu insanlara yeniliği, ustalığı, sanatkârlığı götürüp onlara yeni bir ufuk kazandırmış olmaları takdire şayandır. Gezdiğinizde, tanıdığınızda sizlerde göreceksiniz ki bu usta eller bugünkü Türkiye’yi ayakta tutan temel unsurlardan biridir.

 

Bu insanlar göçe zorlanmamış olsalardı, düşmanlık bu insanlar üzerinde oynanamamış olsaydı, bugünkü Balkanlar’ın gelişmişliğini hayal etmek zor olmasa gerek. Düşündükçe ve gördükçe tarihin bu kara sayfalarının bu insanları ve Doğu Avrupa’nın menfaat olarak gördüğü uygulamalarının aslında yine Avrupa’ya ne kadar zarar verdiğini anlamak için çok yüksek bir zekâya ihtiyaç yok. Bu insanlar göç ettikleri dönemleri bazen gözyaşları içinde anlatmışlardır, burada ne evleri ne de toprakları olan Türklerin bazıları göçmen kamplarında kalmış, çoğu gece aç yatmış, kendine düzenli bir hayat kurana kadar anlatılamayacak büyük zahmetler çekmiştir, açık havada geceyi geçirmiştirler.

 

Türk düşmanlığına itilen Balkan milletleri, komitacı çeteler oluşturmuş ve Osmanlı Devleti’nde sürekli isyanlar çıkarmışlardır. Unutmamamız gerekir ki halkları birbirine düşürme siyaseti Avrupa ülkelerinin ve Rusya’nın (Panslavizm propagandası) kışkırtmaları sonucu olmuştur. Medeni Avrupa’nın bu savaşta katledilen insanımız için sesi hiç çıkmamıştır. Haksızca mallarına el konulan Türkler için de ilgisiz kalmıştır. O savaştan sonra Bosna’da yaşananlara da “göz yumması”, adalet ve hukuktan ne kadar uzak olduğunu göstermiştir. Avrupa bu siyaset çizgisinden yıllar geçmesine rağmen ayrılmadığını göstermekte. Demokrasinin, adaletin ve hukukun “göbeği” olarak bilinen Avrupa ülkeleri, Balkanlar’da Türklerin yaşadıklarına sessiz kalmıştır, bu da demek oluyor ki söz konusu kendi çıkarları ve Türk milleti olunca adalet ve hukuk bitiyor. Sadece bir kıyaslama yapmamız gerekirse Avrupa, sözde Ermeni soykırımıyla yakından ilgileniyor, bu nasıl bir adalet anlayışıdır bilmiyorum ama görülen odur ki Avrupa sadece kendi çıkarları doğrultusunda adaletlidir. Sözde Ermeni soykırımında bir milyon Ermeni katledildi söylentileri dönüyor, peki Balkanlar’da her üç Türk’ten biri öldürüldü. Her aile neredeyse bir şehit verdi, tamamen silinip öldürülen aileler vardır. Balkanlar’da milyonlarca Türk öldürülmesine rağmen Avrupa sessiz kalmıştır. Zaten Osmanlı ordusunun tahriş edilmesi, ekonomik ve birçok alanda Osmanlı İmparatorluğu’nun yaptığı kapitülasyonların arkasında da Avrupa vardır. Osmanlı Ordusu’nun tahriş edilmesiyle bu savaşa uygun bir zemin hazırlanmış, gizli ittifakta olan Bulgar, Sırp, Yunan ve Karadağ orduları Türk topraklarını kolayca elle geçirmişlerdir. Kapitülasyonlar olmasaydı Türk ordusunu yenmeleri söz konusu bile olamaz, bunu Türk milleti tarih boyunca girdiği savaşlarda defalarca kanıtlamıştır, Balkan milletleri de Türklerin nasıl asker olduğunu çok iyi bilir. Türk milleti adaleti kendi eline almalıdır, yapılanların ve tarihin tekerrür etmemesi için yapılan mezalimin (soykırımın) tanınması için elinden geleni yapmalıdır.

 

Eğer ki bugün bu soykırımla ilgili kanıt aranıyorsa her şey ortada. Türkiye’de milyonlarca Balkanlar’dan göç eden insan var. Bu göçün sebebinin araştırılması, yabancı ve yerli yazarların eserleri ve yazıları kanıt olarak kullanılabilir. Örnek vermemiz gerekirse Prof Justin McCarthy’nin yabancı diplomat ve gözlemcilerin raporlarına dayanarak yazılan Ölüm ve Sürgün eseri kanıt olarak kullanılabilir. Her şey bu kadar açık olmasına rağmen, bu kadar korkunç şeylerin yaşandığı Balkan Savaşları’nda katliamın tanınması için Türk milletinin harekete geçme zamanı değil midir? Her şeyden önce biz ne yaptık demeliyiz, ondan sonra başkalarını suçlayabiliriz diye düşünüyorum.

 

Hak ve adalet bu hadiseden sonra Balkanlar’da, Balkan Savaşları’ndan sonra mallarına el konulan Türklerin mallarının geri verilmesinden geçer. Türkiye’ye göç edenlerin birçoğunda Balkanlar’da mallarının olduğuna dair tapular bulunmaktadır. Mevcut yasalarca bu mallarını geri çeviremiyor oradaki Türkler. Bu konuda ciddi çalışma yapılmalıdır. Konuyla alakadar olan kurumlara başvurulmalıdır. Masum Türk halkına yapılan saldırı, öldürülen insanlar, tecavüzler içinde savaşta bulunan devletlerin Türk milletinden özür dilemesi gerekiyor. O zaman adalet yerini bulmuş olur ve bu, Balkan Türklerine gelecekte yeni bir saldırı olmayacağına dair bir garanti olarak görülebilir. Bunlara ne gerek var dememeliyiz. Çünkü bunlara benzer soykırım 20 yıl önce Bosna’da ve 1984-1989 yılları arasında Bulgaristan’da komünist devlet rejimi tarafından uygulanmıştır veya girişimde bulunulmuştur. Türkler tekrar göçe zorlanmış, yaşadıkları topraklarda güvende olmadıklarını can ve mal güvenlikleri olmadığı hissettirmek istenmiştir.

 

Balkanlar’da Türklerin geleceği buna bağlıdır, bunun gerçekleşmesi de Türkiye’nin yürüteceği siyasetten ve ilgili kurumlarının atacağı adımlara bağlıdır. Maalesef Balkan Türklerine yapılan bu mezalimin ve göç edenlerin haksızca alınan mallarının geri alınması için bugüne kadar hiçbir ciddi adım atılmamıştır. Kendi başına bir şeyler yapmaya çalışanlara da “hakkınız yok” diyerek Balkan devletlerinin kurumları geriye çevirmektedir.

 

Bu zihniyetin değişmesi ve Türklerin Balkanlar’da yaşama hakkının olduğunu geniş kitlelere duyurulması gerekmektedir ve bu olay dünya kamuoyuna taşınması gerekmektedir. Türklerin Balkanlar’da bütün diğer milletlerle eşit haklara sahip olmaları, ekonomik alanda güçlenmeleri gerekmektedir. Türklerin de en az diğer milletler kadar Balkanlar’da var olduğunu dünyanın ve diğer Balkan milletlerinin kabul etmeleri gerekmektedir! Üreten, eğitim seviyesi yüksek olan, kültürünü yaşatan bir Balkan Türklüğü her alanda gücünü ortaya koyabilir ve diğer milletlerle eşit olabilir gelecekte bu acıların tekrar yaşanmaması için kendini savunabilir. Bunun için de Balkanlar’daki Türklerin kurumları ve Türkiye’nin kurumları geniş kapsamlı çalışmalarda bulunmalıdır. Türk milleti şunu bilmelidir ki adaletin sağlanamadığı yerde gelecek olmaz, olamaz.