Daha 16-17 yaşlarımda Türklüğe hizmet anlayışı ile bir siyasi partinin gençlik kollarına üye olmuştum. O dönemlerde Türk STK’ları olmadığı için Türklüğümüze hizmeti TDP Gençlik Kolları’nda yapılacağı kanaatini taşıyordum. Daha oy verme hakkım olmadığı dönemlerde partinin şubelerine, genel merkezine gider gelirdim. Aradan yıllar geçti. 2005 yılında da üyesi olduğum ve yönetiminin içinde yer aldığım gençlik kolları genel başkanlığına seçilmiştim. Her şey güzeldi. Tabandan gelen biri olarak, gençlerin nelere önem verdiğini, hangi konular üzerinde çalışma yapabileceklerini iyi biliyordum.

Bir partinin gençlik kolları başkanı olmama rağmen, hiçbir zaman siyaset yapmadım, çünkü daha o dönemlerde bile birbirimize siyaset yapma lüksümüzün olmadığını düşünüyordum. Fakat aradan geçen zaman diliminde, parti içinde yapılan çirkin oyunları, yolsuzluğu, toplumun çıkarları değil de kişisel çıkarların ön planda olduğunu fark ettim. Tabii ben bundan rahatsızlık duymaya başladım. Nitekim parti MYK toplantılarında her defasında yapılan çalışmalara karşı geldim. Sayımız az olduğu için öncelikle hesap verme sorumluluğu ve şeffaf olunmasını dile getirirdim. Fakat bu düşüncelerden rahatsız olan parti başkanı ve etrafındaki üç beş adam bu defa gençler üzerinden Türklüğe yakışmayacak hareketlerde bulunarak parti içindeki gençleri de bölmüştü. Tüzük dışı, kişisel karar verilerek parti başkanı benim görevimi dondurmuş, ardından düzenlenen kongrede başkanlık yaptığım dönem hakkında rapor vermeme de izin verilmemişti. Bu anlayış Kaddafi’de de Stalin’de de yoktur.

Daha genç yaştan hizmet ettiğim parti meğerse parti değil, bir kişinin çıkarları doğrultusunda kimine et, kimine kemik vermekle kişileri kontrol altında tutan bir kurum imiş. Hiç şüphesiz ki kendi kişisel çıkarlarımı ön planda tutsaydım, muhakkak genel başkanımı yüceltirdim. Her zaman desteklerdim. Bugün de farklı mevkilerde olacaktım. Fakat toplum çıkarları ön planda olduğu için yapılan çalışmalara itiraz etmek mecburiyetini hissettim. İyi de yapmışım, hiç de pişman değilim. Çünkü daha o dönemde bugün ne hâle düşeceğimizi tahmin ediyordum. Yanılmadım; otoritesi sarsılan, toplumda saygınlığını kaybeden Türkler oldu. Bu dönemde partide de fazla yolsuzluk arttı, kişisel hatta ailesel çıkarlar en öne geldi. Çok şükür bunu artık herkes görmeye başladı. Vicdanım yalakalığa izin vermedi.

Partiden ayrılmam sonucunda, artık tamamen bu konulardan uzak durmak istedim. Türk kurumlarında yapılan çalışmalardan iğrendim. Bunları Türkler yapamaz dedim ve bir müddet uzaklaştıktan sonra, her şeyi tamamen bırakıp, toplumsal konulara girmeme kararı almıştım. Bir gün partideki yol arkadaşlarımdan biri yanıma geldi. Dernek kurmanın gerektiğini, bizim hizmet anlayışımızı devam ettirmemiz gerektiğini, yoksa Türklerin ciddi anlamda zarara uğrayacağını, rahatça saltanata devam edileceğini söyledi. Kararım netti; artık toplumsal konulardan uzak duracaktım. Kabul etmedim en başta. Ardından arkadaşlar tüzüğü yapmış, derneğin logo tasarımını yapıp, yine yanıma gelip bir şekilde beni ikna ettiler. Sonuçta 2008 yılının son ayında derneğimizi kurmuş olduk. Dernek kuruldu derken, dergimizin ilk sayısı da bu dönemde yayımlanmıştı. Herkes derginin ömrü 5 sayıdır derken, bugün artık 16. sayımızın heyecan ve gururunu yaşıyoruz.

Dernek çalışmalarına başlar başlamaz, Makedonya genelinden destek için çok telefonlar, mesajlar aldık. Ardından Makedonya geneline yayıldık ve her bölgeden üyelerimiz oldu. Şubeler açtık, temsilciler atadık. Kuruluşumuzun 1. yıldönümünde birinci genel kurulumuzu topladık. Genel kurulumuzu Makedonya’nın dört bir yanından tamamen kendi imkânları ile katılan gençler ile düzenledik. Çok ağır sorunların altında ezilen Makedonya Türkleri, ümitsizliğin çaresini, karartılan geleceğinin aydınlığını, artık Ufuk Derneği’nde aramaya başladı.

Dernek çalışmaları hakkında bilgi vermeyeceğim, çünkü derneğimizin çalışmalarını yakından takip ettiğinizi çok iyi biliyorum. Düzenlediğimiz konferanslar, paneller, basın bildirilerimizin, eğitim programlarımızın ne kadar etkili olduğunu tahmin etmekten öte, herkes durumu iyi bilmektedir.

Şunu da belirmekte fayda var. Makedonya Türk gençlerinin, bu zor dönemde, başı dik ve onurlu bir şekilde ileri bir yaşama seviyesine ulaşmak için yeni bir atılım gerçekleştirdiğimizi herkesin bilmesi gerek. Bilinçli gençliğin yetişmesiyle Makedonya Türklüğünün yeni bir dirilişe, yeni bir hedefe hazırlanması gerek. Bu zor ve virajlı fakat bir o kadar onurlu ve şerefli yolda dava arkadaşlarımızla birlikte her şeyi takip etmeye çalışıyoruz. Yapılan her şeyin farkındayız. Bazen kurnaz tilkileri uzaktan seyredip onu kurt sanıyoruz. Fakat biz bir tilki hükmü varsa bir de bozkurt töresinin olduğunu çok iyi biliyoruz. Dünya gelip geçicidir. Bu zor dönemde sabırlı olmamız gerek. Bu dönemde kendimizi geliştirmeliyiz. Gençler kendilerini geliştirdikçe yarınlarımız aydınlık olacaktır. Gençlere yapılan haksızlıkları biliyoruz. Gençlere verilen sözleri de biliyoruz. Yapılan adaletsizlikleri hem yaşıyoruz hem de biliyoruz. Ama şunu da bilmeliyiz: Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er geç ulaşır. Biz gençler olarak kendimizi geliştirirken, dünyaya daha geniş bakıyoruz. Birilerinin gölgesi olmak biz Türk gençlerine yakışmaz. Unutmamak gerek; bir insan taraf tutmaya başlar başlamaz, dünyadaki gerçekleri o kadar az görmeye başlar. Biz gençler adaletsiz rejimi, adaletle yıkacağımızdan eminiz.

Adaletin olmadığı yerde maalesef ki ahlak da yoktur. İnanıyorum ki gençlere o fırsat geldiğinde, gençler adaletsizliği, adaletle yıkacaktır. Yazımı burada sonlandırırken, 12 Kasım 2011 tarihinde Ohri’de düzenlemiş olduğumuz ikinci genel kurul toplantısının Makedonya Türklüğüne, Türk Dünyası’na hayırlara vesile olmasını diler, Ufuk Derneği bundan sonra her konuda sorumluluk almaya hazır olduğunu tüm okuyucularımıza, Ufuk gönüllülerine bildirmek isterim.

Hırpalanan, onuru ve haysiyeti yara alan biz Türkler, sadece gözü ve kulağı ile değil, asil yüreğiyle de bugün Ufuk Derneği’ne bakmakta ve buradan yükselecek sesi, onurlu ve aydınlık bir gelecek müjdesini muhakkak ki herkes bekliyordur. Yol arkadaşlarımızın gönül seferberliği ve aziz milletimizin desteğiyle bu kutlu hedefe mutlaka ulaşılacaktır. Türkler doğduğu topraklarda, hükmettiği topraklarda refah içinde yaşayacaktır.