Siyaset veya politika, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayıştır. Eflatun veya Aristo'nun kurucuları olarak kabul edildiği bu gelenekte etik sorunları incelemek önceliklidir. Olması gerekenle ilgilenir. Günümüzde ise bu gelenek, "bireysel özgürlüğün sınırları ne olmalıdır?" "Devlete neden itaat etmeliyim?" gibi normatif sorunlarla uğraşır. Siyaset, belli bir toplumda çatışma hâlinde olan çıkarların uzlaştırılması faaliyetidir. Bu uzlaştırma faaliyeti ise yönetim erkinin elde bulunması ile gerçekleşir.

Siyaset tarihine bakıldığında insanın ortaya çıkışı ile birlikte siyaset; yönetim sanatı da sahnede yerini almış ve binlerce yıl, yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi ile yönetsel gücün elde tutulması davranışlarına yön vermiştir.

Tüm medeni toplumlarda Antik Çağ'dan beri toplum yönetimi üzerine çalışma yapan düşünürler hep kendi çağlarının bir ütopyasının mücadelesini vermişlerdir. Ütopya, mükemmel veya sadece daha iyi bir toplum yaratmak için verilen çabaları tanımlamak için kullanılan bir terim.

Kültürel açıdan heterojen devletlerde dil, din, ırk ve etnisite sorunlarını sosyo-ekonomik sınıf ya da ideoloji sorunlarından daha çok görürüz. Heterojen toplumlarda, topluluk ile devlet sınırlarının bir olmayışı bir devlet oluşturma sorununu ortaya çıkarır ve bu sürecin sonucunda devlet vatandaşlık hakkına sahip olanları sınırlama eğilimi gösterir.

Balkanlar’da komünizmin çöküşü ile geniş çaplı etnik problemler ortaya çıkmış, etnik milliyetçilik, ayrılıkçılık Yugoslavya ve eski SSCB ülkelerinde savaşlara neden olmuştur. Yugoslavya ve eski SSCB demokrasiye geçişle birçok sorunun yanında etnik sorunlar da görülmüştür.

Bulgaristan’da komünizm sonrası demokrasiye geçişle etnik çeşitlilik sorun teşkil etmeye başlamıştır. Hükümet, Bulgar çoğunluk ile Türk azınlık arasındaki sorunların politik düzene yönelik tehdit oluşturduğu gerekçesi ile Bulgaristan Türklerine yönelik kültürel ve dinsel asimilasyon politikaları uygulamaya koymuştur.

Yugoslavya’nın dağılmasıyla Makedonya’da partiler kurulmaya başlanmıştır. Önce 1990-1991 yıllarında sağ ve sol partiler kuruluyor. 8 Eylül 1991 yılında Makedonya Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan ederek, çok partili sistemi kabul etmiştir. Makedonya Cumhuriyeti bağımsızlığını kazandıktan sonra siyasi partilerin çoğaldığını görmekteyiz. Makedonya’da yaşayan Arnavutlar parti kurduktan sonra, diğer küçük etnik topluluklar siyasi oluşuma gitmiştir. Nitekim 1992 yılında Türkler de ilk siyasi partilerini kurmuşlardır. Geçiş döneminde küçük etnik toplulukların siyasette temsili hiç denecek kadar azdır. Getirilen seçim sistemleri her defasında küçük etnik toplulukların dezavantajında idi.

Yugoslavya’nın dağılma sürecinin yaşandığı dönemde 8 Eylül 1991 yılında yapılan referandumda Makedonya’da yaşayan tüm topluluklar bağımsızlık ve egemenlikten yana olduklarını gösterdiler. Bağımsızlığına kavuşan Makedonya ve Makedonya’nın siyasilerinin büyük bir bölümün amacı Makedonya’nın AB ve NATO’ya üye olup, demokratik ve ekonomik açıdan başarılı bir ülke olması idi. Fakat bunları gerçekleştirmek hiç de kolay değildi. 1999 yılında Kosova’da yaşanan savaş sırasında Makedonya, Kosova’dan çok sayıda mülteci kabul etti. Ekonomik açıdan zayıf olan Makedonya Cumhuriyeti bu dönemde gerek siyasi gerek ekonomik açıdan zorlukların yaşandığı bir dönemde idi.

Human Right’ın bir raporunda Makedonya bağımsızlığını ilan ettikten hemen sonra, daha 1991-1992 yıllarında etnik topluluklar konusunda devletin ilgisizliği görünmüş. Raporu, dönemin BM Makedonya özel temsilcisi Henrik Sokalski de desteklemiş.

1999 yılında Kosova savaşı sonrasında ülkemizde de tatsız olaylar yaşanmıştır. 2001 yılında iç savaşın eşiğinden dönen ülke 13 Ağustos 2001 Ohri Çerçeve Anlaşması’nın imzalanmasıyla etnik topluluklara daha fazla temsil hakkı tanınacaktı.

2004 yılında yeni getirilen yerel yönetim (desentralizasyon) yasası ile belediye sınırları da değişti. Belediyede bir etnik grubun nüfusu % 20’den fazla ise o etnik grubun ana dili resmî dil olacaktı. Yeni getirilen yasa ile Makedonya’da toplamda 84 belediye mevcuttur. 84 belediyeden 29 belediyede Arnavut dilinin resmiyeti var. 3 ( 4? ) belediyede Türkçenin resmiyeti ve birer belediyede Sırp ve Roman dillerinin resmiyeti var. Yasa aynı zamanda belediye meclisinin iyi niyeti ve demokrasi anlayışına da izin vermekte. İyi niyetli ve demokrasi anlayışının fazla olduğunu belediyeler % 20’nin altındaki etnik toplulukların da dili resmiyet kazanacaktı. Bir örnek verecek olursak Gostivar’da Türklerin nüfusu % 20’nin altında olmasına rağmen belediye meclisi Türkçeyi resmî dil olarak tanıdı. Her ne kadar bu kâğıt üstünde olsa da, uygulamada sıkıntıların yaşandığı görülmektedir. Bir anlamda yeni getirilen yasa ile yüzyıllardır Türkçenin konuşulduğu belediyelerde Türkçe yok oldu. Bir zamanlar boykot yaptıranlar, dün dediklerini bugün unuttu veya siyasi sorumluluk yok.

Ohri Çerçeve Anlaşması’nın sonrasında da devletin küçük etnik topluluklara bir devlet siyasetinin olmadığını görmekteyiz. 2002 yılında parlamento seçimlerinde etnik toplulukların partileri seçim öncesi koalisyonlar ile politikada temsil aradı. Büyük koalisyonlarda küçük etnik topluluklara da yer verilmiştir. 10 yıllık süreçte büyük koalisyonlarda kendini bulan küçük etnik toplulukları, politikada temsil hakkı bulmuştur. Makedonya’nın altı seçim bölgesinden oluşmasının, Makedonya’da yaşayan küçük etnik topluluklara uygun olmadığı görülmektedir. Ohri Çerçeve Anlaşması sonrasında her meclis döneminde küçük etnik toplulukların mecliste temsilinin garanti altına alınacağı gündeme geldiyse de bu durum hâlâ gerçekleşmedi. Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerde küçük etnik toplulukların parlamentoda siyasi temsili garanti altındadır. Bağımsızlığını yeni kazanan Kosova Cumhuriyeti’nde bile küçük etnik toplulukların siyasi temsili garanti altındadır. Küçük etnik toplulukların 2008 yılında koalisyon değiştirmelerinin en önemli sebeplerinden biri yeni kurulacak olan hükümet ile garantili milletvekili yasasının artık onaylanması idi. Fakat 2008-2011 parlamento döneminde muhalefet konuyu mecliste gündeme getirdiğinde, iktidardaki partiler bu garantili milletvekili yasasını onaylamadı. Küçük etnik topluluklar nüfus oranına göre temsil hakkı ararken buna göre 10 garantili milletvekilinden 4 Türk, 2 Sırp, 2 Roman, 1 Ulah ve 1 Boşnak olacaktı. Fakat son parlamento seçimlerinden sonra yeni oluşan mecliste küçük etnik toplulukların daha önce aradığı 10 yerden fazla oluştuğunu ve şimdilik herkesin memnun olduğunu görmekteyiz. Fakat Türk partilerinin istediği 4 Türk milletvekili hayal oldu. Her küçük etnik topluluğun istenilenden fazla, bizim ise istediğimizden az sayıda milletvekilimiz var. Türkler açısından siyasi sorumluluk maalesef ki yok. Hesap verme gücü de maalesef yok. Fakat unutulmamalı ki haklar garanti altına alınmadan, etnik toplulukların siyasi temsili olamaz.