Osmanlı Devleti çökme devrine girdiğinde Balkanlar’ın değişik coğrafyalarında Türkler çeşitli zorluklar, soykırımlar, sürgünler yaşamıştır. Özellikle Osmanlı hâkimiyeti döneminde Balkanlar en rahat dönemini yaşamıştır. Fakat 19. yüzyıl sonlarına doğru Osmanlı Devleti çalkalanmaya başlayarak, hâkim olduğu toprakları da kaybedince Balkanlar’da yaşayan Türkler sürgün edilmiş, soykırıma uğramıştır. 500 yıldan fazla Osmanlı idaresinde kalan Balkan coğrafyasında yaşayan Türkler çok zor bir dönemden geçti. 1912 yılında yapılan 1. Balkan Savaşı'nın kaybedilmesiyle de elden çıkan topraklardan Türkler, Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldı. Göç etme imkânı bulamayanlar ise kaldıkları coğrafyada çeşitli asimilasyonlara maruz kalıp, asimile oldular.

Göçlerin yaşanmasıyla Osmanlı döneminde yapılan mimari yapılar da sahipsiz kaldı. Osmanlı Devleti Balkanlar'da 15.000'in üstünde mimari eser (cami, han, hamam, saat kulesi) inşa etse de bu eserlerin büyük bir çoğunluğu yıkıldı. Eserlerimiz yıkılırken, halkımız öldürülüyordu. Gerek Doğu gerekse Batı Makedonya'da I. Balkan Savaşı döneminde Türklere birçok soykırım yapıldığı bir gerçektir.

1912 yılında Balkan Savaşları’nın kaybedilmesiyle Balkanlar'da yaşayan Türklerin ciddi bir bölümü, Anadolu’ya göç etmiş. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise bu göç devam etmiş ve 1953-1967 yılları arasında imzalanan serbest göç anlaşmasıyla birlikle yüz binlerce Türk Balkanlar'dan Türkiye'ye göç etmiştir.

Türklerin yaşadıkları acılar, 20. yüzyılın ortalarında bile devam etti. Daha önceki göçlerden dolayı sayıları bir hayli azalan Kırımlı Türkler ve Müslümanlar bu sefer Stalin'in zulmüne uğruyordu. Stalin, 1944 yılında Kırım Türklerinin hepsini sürme kararı verdi. Avrupa'da II. Dünya Savaşı'ndan sonra yeni rejimler kuruldu ama Türklere karşı tavır değişmedi. Burada yapılanlardan dolayı Türkler 1950 ve 1980'lerde büyük göç dalgalarıyla Türkiye'ye geldiler. 1989'da ise II. Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük göç dalgası yaşandı. Bulgaristan'dan 313 bin Türk doğduğu toprakları terk edip Türkiye'ye geldi.

1990'lı yılların ortasında Bosna'da yüz binlerce Müslüman Boşnak öldürüldü. Sadece Birleşmiş Milletler'in koruması altındaki Srebrenitsa'da Sırplar 8 binden fazla silahsız insanı vahşice öldürdü. 1999 yılında da Kosova'da yaşayan Müslümanlar sıkıntıya düştüler. 2001 yılında Makedonya'da iç savaşın eşiğinden dönülürken, bu dönemde Türkler yine Türkiye'ye sığındılar. Türkiye, hem onlardan göçmek isteyenleri kabul etti hem de güvenliklerini sağlamak için NATO bünyesinde askerî gücüyle oraya gitti.Fakat geçtiğimiz 150 yıllık süreçte, Osmanlı Devleti'nin zayıflamasıyla başlayan göçler sırasında çok acılar yaşandı. Ama maalesef yaşananları ancak yaşayanlar gördü ve bildi. Dünya, Türklerin çektiklerine kayıtsız kaldı. 1800'lü yılların başından günümüze kadar en vahşi yöntemlerle öldürülen yüz binlerce belki de milyonlarca insanımızın hesabını soran olmadı.

II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Makedonya’da Türk dilini daha doğrusu millî, manevi davalara sahip çıkmak için Yücel adında bir teşkilat kurulmuştur. Zamanla Yücel Teşkilatı Makedonya geneline yayılarak Makedonya Türklerinin en önemli kuruluşu olmuştur. 1944 yılında çıkarttıkları Birlik gazetesiyle de tarihe giren Yücel Teşkilatı, dönemin iktidarını rahatsız etmiş. Rahatsızlık duyan eski Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti Yücel Teşkilatı yöneticilerine tutuklamalar başlatmış. Tutuklanan yöneticilerine avukat tutmalarına izin verilmemiş. Yönetimin tayin ettiği avukatlar ceza korkusuyla savunma yapamaz hâlde olmuşlardır. 27 Şubat 1948 yılında dört teşkilat üyesi ve Makedonya Türklerinin fikir liderleri Şuayib Aziz, Âdem Ali, Ali Abdurrahman ve Nazmi Ömer kurşuna dizilerek idam edildi. Günümüzde bile mezarların yeri belli olmayan Yücelciler, o dönemde bile millî davamıza sahip çıkmıştır. Yücelcilerin idamından sonra bölgede yaşayan Türkler ciddi anlamda Türkiye'ye göç etmiştir.Gerek I. Balkan Savaşı’ndan sonra gerek II. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm yöneticiler Osmanlı eserlerinden rahatsızlık duyarak Osmanlı eserlerini yok etmek peşindeydiler. 21.yüzyılda bile Makedonya'da ortak kültür miras anlayışı maalesef yok. Bu dönemlerde bile Osmanlı eserlerimiz yağmalanmaktadır.

Üsküp'te Osmanlı Eserlerimiz

Üsküp Balkanlar’ın en önemli şehirlerinden biridir. 1392 yılında Üsküp’ün Yiğit Paşa tarafından fethedilmesiyle bu şehir ve çevresi, Osmanlı Devleti'nin en önemli uç merkezlerinden biri hâline gelmiştir. Osmanlı Devleti süresince Üsküp'te birçok mimarı yapı, cami, hamam, han, çeşme, bedesten yapılmıştır. Göçlerle birlikte Osmanlı eserleri de yağmalanmaya başlanmıştır. Üsküp'ün tam ortasında, şehir meydanındaki Burmalı Cami, Makedonya'da inşa edilen Osmanlı eserleri içerinde Selçuklu mimarisine sahip tek camii idi. Fakat 1923 yılında Sırplar tarafından yıktırılan caminin yerine ordu evi yapılmıştı. 1963 yılında Üsküp'te yaşanan deprem sonucunda ordu evi de yıkılmıştı. Üsküp'ün simgelerinden biri olan Osmanlı eseri Taş Köprü de restorasyonun ardından Osmanlı izleri silinmiş, köprünün ortasında bulunan mihrap ise orijinalliğinden çok uzak. Üsküp'te Vardar Nehri üzerine Sultan II. Murat döneminde inşasına başlanan, Fatih Sultan Mehmet döneminde tamamlanan kentin sembolü hâlindeki tarihi Taş Köprü'ye (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) artık 1. Justinyan köprüsü adı verilmiştir. Son dönemlerde iktidardaki VMRO-DPMNE (Milliyetçi Makedonlar) partisi Üsküp 2014 projesiyle gündemden düşmek bilmiyor. Üsküp 2014 projesiyle şehrin her tarafında Makedonların millî kahramanları ve papazların heykellerini dikmekteler. Yine aynı şekilde, her cami temelinin altında kilise arayışları devam ederken, kiliselerin sayısı da her geçen gün artmaktadır. Hükümetin bu projesinde ise Türkleri sembole edecek hiçbir şeyin olmayışı, ayrımcılığın kanıtıdır.

Ohri'de İmaret

Osmanlı Devleti’nin diğer şehirlerine olduğu gibi, UNESCO şehri olan Ohri'ye de, birçok mimari eser kazandırmış. Savaşların ardından yaşanan göçler ile Ohri'de Türk nüfusu ciddi bir düşüş yaşamıştır. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra Ohri Kalesi’nde İmaret'in Türk mahallesinde Türkler İmaret'ten göç ettirilmiş, Türklerin yaşadığı evler ise yıkılmıştır. Ohri  Kalesi’nde İmaret'te, tarihî eserlerin özellikle kilise temellerinin gün yüzüne çıkarılması amacıyla bir kazı baslatılmış. Ohri UNESCO tarafından dünya kültür mirası listesinde bulundurulup koruma altına alınmıştır. Bu bölgede daha doğrusu Ohri’de İmaret’te yapılan çalışmalar sonucu tepede bulunan 500 yıllık İmaret (Fatih Sultan Mehmet) Camii, “temelinde kilise duvarları çıktığı” gerekçesi ile yıkılarak 2000 yılında yerine görkemli bir kilise yaptırılmış. Caminin hemen yanında bulunan Sinan Çelebi Türbesi koruma altına alınıyor, ancak cami koruma listesinde yer almıyor. İmaret’te günümüzde Aziz Kliment Üniversitesi’nin inşaatı yapılmaktadır.

Manastır'da Saat Kuleler ve İshakiye Camii

Manastır, Makedonya’nın güneyinde Yunanistan sınırına 15 km. mesafede bölgenin en büyük şehridir. 1382’de Gazi Kara Timurtaş Paşa tarafından fethedilmiştir. 540 yıl aralıksız Türk yönetiminde yaşamış, 1912 Balkan Harbi sırasında Sırp işgaline uğramıştır. Osmanlı Devleti, 540 yıl içinde Manastır’ı bir kültür merkezi yaptı. Sayısız cami, medrese, hamam, han, yapılmış. Bir diğer önemli mabet olan Haydar Kadi Camii ise, uzun yıllardır depo olarak kullanılmaktadır. Diğeri de Kadı Mahmut tarafından yaptırılan Yeni Cami’dir. Geniş bir bahçeye sahip olan Haydar Kadi Camii’nin bahçesine son 2-3 yıl içerisinde Hristiyanlar küçük bir kilise-tapınak yapmışlar. Şehir merkezinde 17. asırda Osmanlı’nın inşa ettiği Saat Kulesi’nin üstüne 1992 yılında haç yerleştirilmiş bulunuyor. Haziran 2008 itibarıyla Yeni Cami’nin içinde arkeolojik kazı yapılmaktadır. Kazılar, cami duvarlarının altına kadar girmiş durumdadır.

Doyran’da Osmanlı Eserlerimiz

Birçok medeniyet ve kültürün kesiştiği Doyran’ın tarihi çok eskilere dayanıyor. Yunanistan sınırına sadece 1 kilometre uzaklıkta olan Doyran Gölü ikiye bölünmüş. Doyran’ın geçmişi şehrin en önemli özelliklerinden biridir. Antik dönemden başlayarak, Osmanlı dönemine kadar devam eden geçmişi esnasında Doyran’da çok sayıda tarihî eser kalmıştır. Şu anda gözle görülebilen eserlerin en büyük kısmı Osmanlı dönemine aittir. 1321 yılında inşa edildiği tahmin edilen saat kulesi, hamam ve eski çeşme vardır. Zamanla yok olmaya maruz kalan bu eserleri kurtarmak için ilk adımların atılması gerekmektedir. Aksi hâlde mevcut üç eserimizi de kaybetmiş oluruz.

Radanya köyünde Mahmut Ağa Camii

Radanya köyü İştip şehrinden 15-20 km uzaklıkta bulunan Karbintsi Belediyesi’ne bağlı bir köydür. Radanya köyünde bulunan Mahmut Ağa Camii 15. yüzyılda Osmanlı Devleti tarafından inşa edilmiştir. Bu cami bir zamanlar bu toprakların Türklere ait olduğunu simgeliyor. Türkiye'ye göç ile beraber Radanya köyünde Türkler kalmayıp, cami yalnızlığa terk edilmiş. Cami harap durumdadır. Son dönemlerde artan Türk nüfusu ile caminin restorasyonu gündeme gelmiştir. Köyde başka bir caminin olmaması da bu caminin en kısa zamanda restore edilip, ibadete açılması, köyde yaşayan Türk halkının tek temennisi. Son dönemlerde Türkiye'den gelen bazı gruplar camiyi restore edecekleri hakkında söz vermişler. Fakat sözlerin hiçbiri tutulmamıştır. Cami ve Türk halkı yalnızlığa terk edilmiş.