Yugoslavya’nın dağılma sürecinin yaşandığı dönemde 8 Eylül 1991 yılında yapılan referandumda Makedonya’da yaşayan topluluklar bağımsızlık ve egemenlikten yana olduklarını gösterdiler. Nitekim 8 Eylül 1991 tarihi Makedonya’nın bağımsızlık günüdür ve her yıl 8 Eylül tarihinde kutlanmaktadır. Bağımsızlığına kavuşan Makedonya ve Makedonya’nın siyasilerinin büyük bir bölümün amacı Makedonya’nın AB ve NATO’ya üye olup, demokratik ve ekonomik açıdan başarılı bir ülke olması idi. Fakat bunları gerçekleştirmek hiç de kolay değildi. 1999 yılında Kosova’da yaşanan savaş sırasında Makedonya Kosova’dan çok sayıda mülteci kabul etti. Ekonomik açıdan zayıf olan Makedonya Cumhuriyeti bu dönemde gerek siyasi gerek ekonomik açıdan zorlukların yaşandığı bir dönemde idi. Bağımsızlığının onuncu yılında Makedonya bir iç savaşın eşiğine geldi. 2001 yılında yaşanan silahlı çatışmaların ardından 13 Ağustos 2001 tarihinde Ohri’de Batı’nın desteği ile Ohri Çerçeve Anlaşması imzalandı. Ohri Çerçeve Anlaşması’nın imzalanmasıyla Makedonya’daki tüm etnik grupların beraber yaşamasını sağlayacak bir zemin hazırlandı. Makedonya’yı artık daha adaletli bir dönem bekliyordu. Ömer Hayyam “adalet, evrenin ruhudur” der. On yıl içinde ne kadar adaletli bir dönem yaşandığı, çok tartışılacak bir konudur.

Adalet beklediğimiz Ohri Çerçeve Anlaşması’ndan Makedonya’da yaşayan Arnavutların durumu iyileştirilerek, çeşitli kurum ve kuruluşlarda yer alması sağlandı. Türkler unutuldu. Arnavutların kurmuş oldukları siyasi partilerin sürekli hükümette yer alması sağlandı. Türk siyasi partileri de son on yıl içinde iktidarda yer aldılar. Yeni dil yasası getirildi, yasaya göre bir etnik grup belediyenin %20’lik nüfusunu teşkil ederse o etnik grubun dili resmî oluyor. Fakat %20’lik sınır Makedonya’da yaşayan diğer etnik toplulukları olumsuz yönde etkiledi. Getirilen bu yasa ile birçok belediyede Türkçe resmiyetten kalktı. Yüzyıllardır Türkçe konuşulan bölgelerde Türkçe artık resmiyetten kalkmıştı. 2001 yılında iki Makedon ve iki Arnavut siyasi parti başkanlarının imzaladığı Ohri Çerçeve Anlaşması’nda Türkler muhatap alınmadı.

Ohri Çerçeve Anlaşması’nın sonrasında Makedonya’da daha önemli yasalar, Arnavut ve diğer etnik topluluklara kültür, din, dil ve eğitimle ilgili konuları veto hakkı veren Badinder kuralı yasalaştı. Ardından da yeni belediye sınırları çizilerek Arnavutların çoğunluk hâlinde gruplandıracak şekilde belediye sınırları çizildi.Aradan geçen on yıl içinde Ohri Çerçeve Anlaşması ile Türkler haklarını kaybetti mi yoksa yeni haklar mı elde etti diye tartışılmaya başlandı. Ohri Çerçeve Anlaşması’nın temel özelliği hakça temsil ilkesi idi. Buna göre kamuda her etnik topluluk nüfus oranı ile temsil edilecekti. Fakat geçen on yıllık süre içinde bunun gerçekleşmediğini, gerçekleşmesi için de hiçbir adımın atılmadığını gördük.2001 yılında imzalanan bu anlaşma siyasi pazarlık konusu olup, her seçim öncesi ve sonrası konu üzerine pazarlıklar yapılmıştır. Fakat bu pazarlıklarda Türklerin konumu hiç gündeme gelmemişti.

Geçen yıl düzenlediğimiz bir panelde Ohri Çerçeve Anlaşması sürecinde Türklere haksızlık yapıldığını iddia ederken, resmî verileri kamuoyu ile paylaşmıştık. Maalesef iktidardaki Türk partisi iddiamızı yalanlarken, anlaşmanın uygulanması sonucunda yüzlerce Türk gencini iş sahibi yaptıklarını söyledi. Talihsiz açıklamalardan sonra AB’nin Makedonya ilerleme raporunda bizim iddialarımız doğrulanırken, iktidardaki Türk partisi maalesef Türkleri temsil edemediğini ve kişisel çıkarların ön planda tutulduğunu Türk halkına gösterdi. AB ilerleme raporu sonrasında Ohri Çerçeve Anlaşması’nın uygulanmasından sorumlu bakanlık, yeni devlet memuru ilanı açıp, 250 yeni devlet memuru işe alınacaktı. Bu ilana göre 100 kadar Türk genci işe alınacaktı. Fakat bırakın 100 genci, bunun yarısı kadar Türk genci bile memur olamamıştı. Diğer etnik topluluklar bizim kontenjanı kullandı. Özellikle de iktidarın bazı yöneticileri rüşvet karşılığı gençlere iş temin ettiler.

On yıl içinde kamuda Türklerin katılım oranı nüfusunun üçte biri bile değil. Birçok bakanlıkta on yıl gibi uzun bir sürede bir tek Türk memurumuz bile yok. Devlet memuru statüsü kazanan onlarca genç ise evde oturup maaşlarını alıyorlar. Adeta sen maaşını al, sus, halkına hizmet etme, gibi bir uygulama söz konusu. Diğer bir yandan bu gençler bürokrasi hiyerarşisinde ne zaman yükselecekler acaba. Yoksa her zaman Türk memur en düşük tabakadaki memur mu olacak? Halkına hizmet etmeyecek Türk memurlara da Türk halkının ne kadar ihtiyacı var. Bu da ayrı bir konu. Kimilerine göre Ohri Çerçeve Anlaşması sadece Arnavutlara uygulanıyor. Belki de öyle ama suçu başkasında bulmak doğru değil. Çünkü anlaşmanın uygulanmasından bu yana devamlı olarak Türkler de iktidar ortağı olmuştur. Suçu önce kendimizde aramamız gerek.

Ohri Çerçeve Anlaşması siyasiler tarafından ciddi bir siyasi pazarlıktır ve maalesef Türk gençlerini de bu anlaşma üzerine siyasiler kullanmaktadır. Gençlere verilen tüm sözler yerine getirilmedi. Bir insan taraf tutmaya başlayınca maalesef dünyadaki gerçekleri az görür. İktidardaki Türk partisi koalisyonun en büyük ortağının yani Makedon milliyetçiliğinin sözcülüğünü yaparken, Ohri Çerçeve Anlaşması’nın uygulanmasında Türklerle ilgilenmesini beklemek yanlış olur. Genç bir hükümette en eğitimsiz ve en yaşlı sözde bir bakan ile Türkler temsil edilirken fazla bir şey de aramamız doğru değil. Eğitimli gençlerimiz, hukuk, siyasi bilimler, uluslararası ilişkiler mezunu gençlerimiz evlerinde işsiz oturmakta. Adalet arayan gençler devamlı haksızlığa uğradı. Belki de gençler fırsat bulsa adaletsiz rejimi, adaletle yıkacaktır.

Geçmiş on yıl içinde Türklere haksızlıklar yapıldığını gördük. En kısa zamanda önümüzdeki on yıl içinde yazı yazabilen, fikir üretebilen aydınlar bir araya gelip strateji üretmek zorundadırlar. Yoksa on yıl sonra yine aynı şeyleri konuşacağız. Makedonya Türkleri ve diğer küçük etnik topluluklar toplumla yeterince bütünleşmedikleri gibi maalesef ayrımcılığa da tabi tutulmaktadır. Bunu görmek için ciddi araştırmalara da gerek yok. Ülkede saygınlığını kaybeden Türkler en kısa süre içinde saygınlığını ve otoritesini kazanması gerekir.

Son olarak Konfüçyüs’ün bir cümlesi ile yazımı sonlandırıyorum:

Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir; istek samimi olduğunda ancak akıl ıslah edilebilir; akıl ıslah edildiğinde ancak özel yaşam iyileştirilebilir; özel yaşam iyileştirildiğinde ancak aile yapısı düzeltilebilir. Aile yapısı düzeltildiğinde ancak devlet düzen içinde yönetilebilir. Devlet düzen içinde yönetildiğinde ancak dünyada barış tesis edilebilir.