Makedonya’da Türkçe eğitimin başlama tarihi 21 Aralık Millî Bayramı kutlanmaktadır. Aslında bu tarihten önce 7 Kasım 1944 yılında Ohri’nin Kurtuluş Günü haftasında tayin edilen birkaç öğretmenle iki ayrı okulda Sinan Çelebi ve Mustafa Çelebi okullarında Türkçe eğitim başlamıştır. 1950 yılında ise Türk çocuklarının eğitimi için inşa edilen bugünkü Kardeşlik-Birlik İlköğretim Okulu’nda devam etmektedir. Ana dilimizde eğitimin lisede devam etme ihtiyacını gidermek için, belli dönemlerde birkaç kez lise açma girişimleri yapılsa da hak ettiğimiz liseye kavuşamadık. Oysa, Eyüp Sabri Bey daha 1908 yılında bu ihtiyacın var olduğunu görerek daha çağdaş bir eğitim için bugün lise olarak kullanılan, zamanın en güzel binasını inşa etmiştir. Gazeteci Atanas Stefanov ve Dr. Pavle Mitreski daha 40 yıl önce Eyüp Sabri Bey’i öven yazılar yazmışlardır. Fakat maalesef buna rağmen onun ismi hiçbir yerde geçmedi. O binada bir Türkçe sınıf bile açılamadı.

2002 yılından itibaren çoğunlukta Ohri öğrencilerinin oluşturduğu ve Ohri’den giden öğretmenler sayesinde lise eğitimi Struga’da devam etmektedir. Özellikle son yıllarda, çeşitli alanlarda Türk çocuklarının eğitimini olumsuz yönde etkileyecek bazı durumlarla karşılaşmaktayız. Türk dilinde kitap eksikliği, gecikmeli veya yanlış yapılan tercümeler, hem öğretmenlere hem öğrencilere sıkıntı yaşatmaktadır. Aynı zamanda, bazı derslerde branş öğretmenlerinin olmayışı, eğitimin bütünüyle ana dilimizde gerçekleşmesini engellemektedir. Her bir dersin önemi tartışılamaz fakat müzik öğretmeninin eksikliği Türk çocuklarının eğitiminde derin bir boşluk yaratmaktadır. Eğitim deyip geçmeyelim, çünkü eğitim kişide beden ve kabiliyetlerini uyandırma ve ona birtakım bilgi ve beceriler kazandırma faaliyetidir. Eğitimin konusu insan, amacı ise mükemmel insan yetiştirmektir. Eğitim bir terbiyedir. Her terbiye edilmiş çocuk, kazanılmış bir insandır. Eğitim, yetişme ve yetiştirme faaliyetidir. Tüm canlılar, kendi kendine yeterli olabilmek için belli bir süre eğitime muhtaçtır. Özellikle insanoğlunun eğitime olan ihtiyacı, daha uzun sürelidir. Eğitim ve terbiye, sağlam bir bilim, iyi bir tecrübe ve bitmeyen bir sabır ister. Eğitimin amacı, insanda doğuştan gelen ruhi ve bedenî kabiliyetleri geliştirmek, sağlıklı bir şekilde kabiliyetler ve eğilimler arasında dengeyi korumaktır. İnsanda iyi ve güzel yönelebilecek bütün yetenekleri bularak ortaya çıkarmak, ulaşabileceği en yüksek noktaya kadar ulaşması için sürekli rehberlik yapmak, bugünkü eğitim anlayışında esas olmalıdır.

Eğitimde kaynak bilimdir. Bilim doğruyu, iyiyi, güzeli bulmaya yaradığı gibi, cehalet de doğru yoldan çıkmaya sebeptir. İnsan eğitiminde aile ve okul ortamı çok önemlidir. Ailenin en önemli eğitici fonksiyonlarından biri, çocuğa verilecek okul öncesi eğitim ve çocuğu okula hazırlamaktır. Dengeleri iyi kurulmuş, düzenli, huzurlu ve sağlıklı iletişim ortamına sahip bir aile, çocukların eğitimi ve gelişimi için eşi bulunmaz bir yuvadır. Çocuk, günün en büyük bir bölümünü evinde, aile ortamında geçirmektedir. Bu sebepten dolayı en iyi bir biçimde yetiştirmek, olgun, onurlu, ahlaklı bir kişilik kazandırmak, yarının gerçek manada, insana yakışan insan olma özelliklerini taşıyarak, toplumda yerini almak için gayret göstermek velilerin kutsal görevidir. Okula gittiğinde nasıl davranacağını, derste nasıl oturacağını, öğretmenini nasıl dinleyeceğini öğreten yine veliler olacaktır. Çocuklarımızın eğitim ve öğrenimine, öğretmenlerimiz de kutsal görevlerini yerine getirerek bilgiye donatacaklardır. Değerli öğretmenlerimiz, bilgiyi aktaran, bilginin önemini ve gücünü gerektiği gibi vurgulayanlardır. Öğrenmeyi öğretecek, öğrencilerinin kendilerine güven duymalarını sağlayacak, iyi motive edecek, düşünmeyi, araştırmayı, problemleri çözmeyi öğretecek, sadece konuşmalarıyla değil, davranışlarıyla da iyi bir örnek olacak, öğrencilerdeki gelişmeleri izleyerek ilerlemelerini sağlayacak, iyi bir gözlemci olacak, doğru ve olumlu bir eğitim verecek olan öğretmenin eli öpülmez mi!

Öğrencilerimize verdiğimiz eğitim, onları kişilikli ve sorumlu yapmanın yanında, örnek davranış ve ahlak ölçüleri kazandırmalıdır. Öğrenciler sadece bilgileriyle yetinmeyip, öğrendiklerini uygulayabilmelidirler. Öğrenci, öğrendiklerinin neye yarayacağını, nerede kullanacağını, önemli olanı, önemsizi birbirinden nasıl ayıracağını, insanlarla iyi bir iletişim kurmanın önemini kavramalıdır. Öğrenme, gerektiği zaman kullanılmak üzere bilginin beyinde saklanmasıdır. Anayasal hakkımızı kullanarak ana dilimizde yani Türk dilinde eğitimin devam etmesi, Türk dilinde eğitim verecek öğretmenlerimizin varlığına bağlıdır. Çocuklarımıza yalnız Türkçe konuşabilmeyi değil, onlara programda yer alan dersleri Türk diliyle aktarılması gereken bilgiyi aktarma görevini öğretmenler yapacaktır. Öğretmen, alanında yeterli bilgi birikimine sahip, becerikli, kendisini mesleğe adamış, gönüllü, öğretmenlik andına sadık, okul ve diğer alanlarda düzenli ve örnek kişiliğe sahip saygın bir kişidir. Kısacası, iyi bir eğitimci, öğrenmeyi sevdiren, öğrencisinin sorunlarıyla ilgilenen, öğrencilere değişik yaklaşımlarda bulunmayarak herkese eşit ve adil davranan, onları destekleyen, takdir eden, hiçbir şekilde onları aşağılamayan, dilinden güzel söz, yüzünden gülücük, kalbinden sevgiyi eksik etmeyen bir gönül eridir. Öğretmen, öğrencisinin ruhi âlemini keşfeden, onun düşüncesini ve gönlünü besleyen, şahsiyetini ve karakterini olgunlaştırarak geliştiren, geleceğini şekillendiren bir sanatkârdır. Dilimiz Türkçemizi koruyarak, millî mensubiyetimiz olan Türklüğümüzü de korumaktadır. Türk dilinde eğitimimizin devam etmesi bizim için çok ama çok önemlidir. Tabii ki bu öğretmenlerimizle gerçekleşecektir. Şimdiye kadar öğretmelerimizin emeğiyle Türk dilinde ilkokulumuzu tamamlayarak eğitimine devam ederek çeşitli üniversitelerden mezun olanlarımız az değildir. Son zamanlarda da büyük bir artış vardır. Onlar geleceğin doktorları, mühendisleri, hukukçuları, siyasetçileri, öğretmenleri olacaktır. Çocuklarımızı geleceğe hazırlamak, onları bilgiyle donatarak dürüst, çalışkan, ahlaklı, millî ve manevi değerlere sahip kişiler olarak yetiştirmek, öğretmenlerimizin gayretine bağlıdır.

Yazımı bir çağrıyla tamamlamak isterim. Herkesi işbirliğine davet ediyorum. Veliler, öğretmenler ve öğrenciler üçgeninde kurulan güzel bir iletişimle eğitim kalitemizi düzeltebiliriz. Siz, veliler olarak çocuklarınızın geleceğini ciddi manada düşünmezseniz, onların eğitilmeleri konusunda öğretmenlerle iş birliği yapmazsanız, istenilen başarı elde edilemez. Hiç şüphesiz öğretmenlerimizin hem görevi hem de sorumluluğu büyüktür. Onların bilgi ve becerileri, öğrencilerimizin geleceğine yön vermekte yardımcı olacaktır. Öğrencilerimiz de eğitimin merkezindedir. Her şey onlar içindir. Sözünde duran, kendisine, ailesine, milletine, topluma ve insanlığa faydalı kişiler olarak eğitmek için, onları öğretmenlerimize emanet ediyoruz. Değerli öğretmenler bu emanete sahip çıkın!