Makedonya Cumhuriyeti ülke tarihinin üçüncü nüfus sayımını yapmayı 2011 yılında planlamıştı. İlk olarak sayımların tarihi 1-15 Nisan 2011 diye açıklandı, çalışmalar buna göre yapıldı. Tabii âdet olarak pazarlıklar ve siyasi oyunlar da oldu. Uzun ve zahmetli siyasi pazarlıkların ardından ilk olarak yeni sayım yasası parlamentodan onay aldı. Zaten daha oradan bu sürecin sancılı geçeceği anlaşılmaktaydı. Tam iktidar ortağı Makedon ve Arnavut partileri aralarında anlaşmışlardı ki araya erken parlamento seçimleri girdi. İktidarın sayımları ertelemesi için geçerli sebebi oldu bu beklenmedik erken seçim. Her zamanki gibi yine günü kurtardılar bu vesileyle. Yapılan iktidar ortakları müzakereleri sonucunda sayımların ilkbahar yerine 2011 sonbaharına alınmasına karar verildi, tarih olarak ise 1-15 Ekim belirlendi.

Sayımlar belirlenen tarihte, tam zamanında başladı. İktidar medyayı avucunun içine almış olduğundan, yapılan usulsüzlüklerin çok az bir kısmı kamuoyuna yansıdı. Bu yansıyanlar da zaten ciddi müdahale veya daha büyük problem çıkaracak neden olarak algılanmadılar. Sayım süresince gerek merkez sayım komisyonu, gerek hükümet hep olumlu ve başarılı bir sayım icra edildiğini öne sürdüler. Bir ara bu 15 günlük sayımın süresinin 20 veya 30 güne çıkarılması da tartışıldı, fakat her konuda olduğu gibi bu konuda da “çok başarılı” olduğunu iddia eden hükümet buna gerek görmedi. Her şey güllük gülistanlık bir şekilde ilerlerken, her ne olduysa sayımların bitmesine birkaç gün kala aniden işler değişti, önce merkez sayım komisyonu başkanı istifa etti ardından da toplu olarak bütün komisyon üyeleri. Meseleyi ilginç kılan da istifa eden üyelerin geçerli bir sebep göstermemeleriydi. Onlara göre sayım sürecinde ciddi ihlaller yapıldı ve sayım yasasının uygulanmasında ciddi sıkıntılar oldu. Buradan da anlaşıldığı gibi merkez sayım komisyonu üyelerinin tamamı kendi kendileriyle çelişkiye düşmüş durumdalar. Sayımlar gibi ciddi bir işin son derece ciddi ve profesyonel ve sayımlar konusuna hâkim kişiler tarafından yapılması gerektiğini önceki yazılarımızda da vurguladık. Bu bütün gelişmelerin sonucunda da hükümetin “büyük aktörleri”nin (Makedon VMRO-DPMNE ve Arnavut DUİ’nin) bir oyunu olduğu, kapalı kapılar arkasında bu sürecin ‘’belirli’’ değişik yönlere çekildiği de aşikârdır.

Sonuç olarak 1-15 Ekim tarihinde yapılması öngörülen ve çok büyük bir kısmı yapılan sayımlar iptal edilmiş oldu. Makedonya’nın uluslararası arenadaki itibarı bu vesileyle haklı olarak düşmüş, aslında model olarak alınan batı ülkelerinde çok kolay işleyen süreç ülkemizde tıkanmıştır. Kim bilir kaçıncı seferdir artık ‘’beceriksiz’liğimiz’’ ortaya çıkmıştır. Hükümet yetkilileri iptal edilen sayımların ne zaman yapılacakları hakkında hâlâ kararın alınmadığını ve sayım yasasında da değişiklikler düşündüklerini açıklamaktalar. Parlamentoda sayımların iptali konusu görüşülürken ise sayım faturasının Makedonya’ya 14 milyon Avro olduğu, fakat detaylı raporun önümüzdeki süreçte hazırlanacağı da açıklandı. Bu ciddiyetsizliğin bedeli 14 milyon Avro. Ülke vatandaşının vergileriyle toplanan paranın vatandaşa hizmet olarak dönmesi gerekirken bunlar, uçup giden paralar oldu.

Sayım süreci bu şekilde ilerleyip tıkanırken, biz Türkler işin neresinde olduk, ne yaptık neler yapamadık. Bakmamız gerek. Bunu ben veya belirli bir kısım kişi için değil Türk toplumunun iyiliği için yapmamız şart. Hatalardan hiç ders almadığımız için, gerçek manada millî şuur ve sorumluktan uzan olduğumuzdan dolayı bu, şart. Sayımlar doğrudan devletin yürütme organına bağlı olduğundan ne yazık ki yine sorumluluğun en büyük kısmı hükümete düşmektedir. Biz Türkler için de hükümet ortağı TDP’ye… Sayım yasası hazırlanırken Türklerin konumu düşünülmedi de akla mantığa uymayan öneriler sunmakla gündeme gelmeye çalıştılar. Belki de ileride daha iyi pazarlık yapma durumum olur demiş olabilir parti genel başkanı Hasipi. Bu süreçte sayım yasası hazırlanırken bizler ilk olarak kaybettik. Gerisi ise çorap söküğü gibi geldi. Merkezi sayım komisyonunun yapısı zaten eskiye göre değiştirilmişti. Daha doğrusu üye sayısı 12’den 25’e çıkarılmıştı. Eski yapıda bir Türk üye varken şimdi bu sayının iki olmasını iktidardaki TDP müthiş siyasi başarı diye lanse etti. Tabii mantıksal olarak düşünen her birey kendisiyle dalga geçildiğini anladı. Çünkü 12 kişide bir kişinin olması, 25 kişide iki kişinin olmasından daha iyi. Komisyon oylamalarında ve çalışmalarında çok daha etkili. Bu yetmezmiş gibi üstüne üstlük bu iki Türk üyenin kim olacağı tartışılır oldu. Bu konuda dergimizdeki eski yazılarımızda hep sayımların profesyonel ve tecrübeli kişiler tarafından yapılması gerektiğini hep savunduk. Bunu bildik bunu yazdık ve söyledik. Ama ne yazık ki eski köye yeni âdet getirmek zor. Sefilleri oynayan TDP, merkezî sayım komisyonuna atadığı iki üyeyle Makedonya Türk toplumuna yarar getirmek yerine zarar getirmeyi benimsediğini tekrardan gösterdi. Bölücübaşı Hasipi ne zaman şahsi çıkarlarını millî çıkarlardan fazla önemsedi ki zaten. Tam da TDP’ye yakışır üyelerdi ikisi de, konuyla uzaktan yakından alakası olmayan kişiler. Geçmişleri şüpheli, partiyi kendi çıkarları için her zaman kullanan ve gelen başkanın benimsediği bölücülük davasında kullandığı Havza R. Kakel, diğeri ise partide geçmişi olmayan, düne kadar partiye karşı çalışan Salih Murati. Neyse dedik, hayırlısı olur dedik ama olmadı.

Merkezî sayım komisyonunun daha ilk toplantılarında yapıcı öneriler vermeleri gerekirken Arnavut üyelerle hareket etmeye başladılar. Tabii onlara göre “Türklerin çıkarlarını koruyorlar’’ ne de olsa. Toplantılar terk edildi; boykot edildi. İşin sonunda da Makedon ve Arnavutlar oturdular, çıkarları doğrultusunda aralarında anlaşmaya vardılar. Türkler yine ortada kaldı, kaybeden taraf oldu. Çıkıp da kimse zaten ne TDP başkanına ne de dünyadan haberi olmayan merkezî sayım komisyonu Türk üyelere bir şey soracak değil. Onlar zaten kâle bile alınmamaktalar.

Sayım takvimi ilerlerken Türklerin sayım hazırlıkları tek partiye, daha doğrusu tek kişiye endeksli oldu. İşte biz en fazla burada kaybettik ve bu gidişle kaybedeceğiz. Millî çıkar ve hedefler konusunda bir olamamak, beraber hareket edememek, strateji plan ve eylem yapamamak en büyük eksikliğimiz. Zaten yapısal olarak çökmüş olan TDP sayımlarda da Türklere bir şey katamazdı, bölgecilik hastalığının geberttiği parti, şahsi çıkar ve rant peşinde koşan yöneticileriyle ancak bu kadar olabilir zaten. Halktan kopmuş ve uzaklaşmış bir oluşum, halkın içine nasıl girip de sayımlar hakkında bilgilendirme yapacak ve sonuçta başarılı olabilecekti ki! İhtiyaç duyulan ve hassasiyet gösterilmesi gereken yerleşim yerlerinde çalışmalara ağırlık verilmesi gerekirken yöneticiler boşa kürek salladılar.

Bir diğer can alıcı konu ise bölgesel sayım komisyonlarındaki Türk üyeler ve sayımcı Türkler. Ne kadar tecrübe ve konuya hâkim oldukları çok büyük soru işareti. Ekonomik sıkıntı çeken ve işsiz vatandaşlarımızın sayısı çok. Sayımcı olarak ekmek peşinde olmalarını anlayışlıkla karşılamalıyız. Fakat işin ciddiyeti ve Türk toplumunun geleceğinin söz konusu olması hiçbir mazeret kabul etmez. Bizler sayım konusunda en tecrübeli ve bilgili bireylerimizi aktifleştirmeliyiz. Okuma yazması olmayanları değil. Geçmişteki sayım tecrübelerine dayanarak en büyük oyunların bölgesel sayım komisyonlarında yapıldığı bilinmektedir ama biz en tecrübesiz zaman ve mekân kavramında bile kaybolmuş kişilerle bu mücadeleyi yürütmeyi düşündük, yazık. Ayrıca artık TDP’nin aktivistleri bırakın da yöneticisi olmadığını düşündüğümüzde onlar geçmişte hem Türklüğe karşı çalışmış, hem de TDP’ye karşı cephe almış kişilerle Türklük davasını devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Sayımcılar da çoğu yerde böyle kişiliksiz kişiler. Düne kadar Arnavut, Makedon ve Torbeş partileri için koşup Türklüğe zarar verenler bugün nasıl olacak da bizleri “Türk” olarak sayacaklar, çok merak etmekteyim.

Trajikomik olan ve dillendirilmesi gereken bir diğer konu da sayımlarda Türkler açışından baş sorumlu olan iki merkezî sayım komisyonu üyesinin, sayımlar boyunca Türk nüfusunun % 20’lik büyük artış gösterdiğini belirtmeleri, Türk sayımcılarının işlerini son derece iyi yaptıklarını belirtmeleri ve sonunda Makedon ve Arnavutlara uyup istifa etmeleridir. Türkler açısından her şey bu kadar iyi olduğuna göre istifa etmelerinin gerçek sebepleri nelerdi? Bir de yüzsüzlükleri diz boyu, hem istifa etmeleri hem de ileride tekrar bu göreve talip olduklarını belirtmeleri nasıl insanlar olduklarının baş göstergesi.


Belki de sayımların iptal edilmesi bize çok büyük bir fırsat oldu. En azından zararın neresinden dönülürse kârdır misali. Sayım konusunda son sözlerimi bundan bir yıl önceki yazımdan bir bölümü aktararak sonlandırmak istiyorum, belki yeni yapılacak sayımlar için kulağımıza küpe olur: “…bu millî meselede başarılı olabilmek için birlik olarak hareket etmenin kaçınılmaz olduğunu beyinlerimize kazımak zorundayız. Nasıl millî maç sonrası ay yıldızlı bayrak altında birlikte kutlama yapıyorsak. O kutsal bayrağa birlikte sevdalıysak işte o duygu ve düşüncelerle hareket edersek ancak bir şeyleri değiştirme fırsatını yakalamış oluruz.”