Derneğimizin kuruluş süreci 6 yıl önce, sancılı bir dönemin sonrasında gerçekleşiyordu. Konuya vakıf olanlar hatırlayacaklardır ama bilmeyenler için anlatmaya ihtiyaç olduğu düşüncesindeyim. Dernek kurucularımızın siyaset (özellikle gençlik kolları) alanında verdikleri mücadele tıkanmış, iftira ve karalamalarla istemeden de olsa siyasetten uzaklaştırılmışlardı.

Oysa istedikleri, çabaları ve emekleri sadece siyasetin gerektiği gibi yürümesi içindi, en azından partilerin tüzüklerinde yazanları uygulatma kavgasıydı. Ama kurulu harami düzenine karşı böyle bir çatışmaya girmek boş iş değildi, önce inanç, sonra da yürek isterdi. Sonuç itibari ile o günün şartlarında siyasi arenadan çekilmek yapılacak en mantıklı hareket olarak görülmekteydi. Boş durmayı beceremeyen, enerjik, vizyon sahibi bir genç topluluğun pasif durması düşünülemezdi. Sivil toplumun hareket alanı çok zengin ve genişti, faaliyet yelpazesi ise bir okadar sonsuzdu, fikir ve düşüncelerimizi bizim istedeğimiz gibi özgür ve rahat biçimde anlatmamıza, öyle yaşamamıza imkân sunuyordu. İşin yükünü çekenlerin, fiklreri hayata geçirenlerin çoğunluğu o zaman üniversite öğrencisiydi. Makedonya'da Ufuk Derneği böyle doğdu, ardından merkez Üsküp’e dar geldik Makedonya geneline kısa bir sürede yayıldık, şubeler ve temsilcilikler kurduk. Dernek ''demokrasi ve insan hakları'' konularını temel alıyordu. Bu alan tesadüf olarak yada modaya uymak için seçilmemişti. Öyle ki Ma0kedonya Türk toplumu eğitim, kültür, istihdam, sağlık alanındaki karşılaştığı sorunlar bir kenara, anayasada yazılı olan garantili hak ve özgürlüklerinden mahrumdu, evrensel insan hakları ciddi şekilde ihlal edilmekteydi. Ve herşeyde en önemlisi siyasi partileri olsun, sivil toplum kuruluşları, medyası olsun herkes ''susan dilsiz şeytana'' bürünmüştü. Mevcut durumlara karşı ses veren, baş kaldıran, faaliyet ve çalışma yapan, yazan, çizen Ufuk Derneği olmak zorunda kaldı.
Kuruluşumuzdan önce belli ilkelerimiz vardı, bu ilkeleri dernek tüzüğüne birebir yazdık. Makedonya Türk gençliğini pasiflikten bir nebze olsa bile aktifliğe geçirmeyi ana amaç olarak belirledik. Olaylara hep üç boyuttan baktık, öyle anlamaya çalıştık, düşünce ve fikirlerimize en uygun yolun bu olduğunu düşündük. Bahsettiğim bu 3 boyutun birincisi Makedoya Türk toplumudur. Makedonya Türkleri’nin mevcut durumu, sorunları, problemleri, geçmişi, geleceği, yapılması gerekenler vs... Çalışmalarımızın en önemli ayağını tam da bu boyutta yoğunlaştırdır. Herşeyden önce zaten temsilcisi olduğumuz bu toplum için kurulmuştuk. Dergimizin yayın hayatı da bu doğrultuda başlamıştı. Başta Makedonya Türkü’nün sansürsüz ve doğru haber alma özgürlüğüne kavuşması, ardından da ülke sınırlarımızı aşarak gerek komşu ülkelerde soydaşımız, anavatan Türkiye’deki kardeşlerimiz ve Türk Dünyamızın değişik bölgelerindeki kandaşlarımızın bizi doğru biçimde anlamaları için çaba sarfettik. Bu yolda başarılı olup olamadığımızı kendimiz söyleyemeyiz tabi, ama büyük yankı uyandırdığımız apaçık ortadadır. Kuruluşumuzun 6. yılına girerken geçmişte yaptığımız ve Makedonya Türk toplumunu konu alan panellerimiz ile mevcut durumları uzman ve saygın kişiler tarafından tespit etmiş, akabinde çözüm önerileri de sunmuşuzdur. Bugünün kör, sağır ve dilsiz konjöktürü ele alındığında bu çalışmaların pek bir önemi yok gibi görünecektir. Ama zaman bizi şimdi haklı çıkardığı gibi gelecekte de haklı çıkaracaktır.

İkinci boyut ise Makedonya’yı genel anlamda ele almamızdır. Vatan olarak bildiğimiz bu topraklarla tarihsel bazda bağlılıklarımız vardır. En az diğer topluluklar kadar belkide onlardan daha fazla bu ülke bizimdir. Osmanlı dönemi başta olmak üzere bu toprakların gelişmesi ve kalkınmasına yaptığımız katkı muazzamdır. Ülkenin faşist işgale karşı kurtuluş savaşında ilk saflarda yer almamızla, savaşta verdiğimiz binlerce can kaybı ile geçmişte Yugoslavya’nın bugün ise Makedonya’nın kurucu unsurları olarak anayasada yerimizi almış bulunuyoruz. Dolayısıyla Makedonya’nın istikrarı, refahı, gelişmesi, ilerlemesi bizim dernek olarak son derece önem verdiğimiz bir konudur. İnancımız ülkede yaşayan bütün Türklerin de bu düşünce ve görüşümüzü savunduğudur. Tam da bu bağlamda Türk toplumu için yapmış olduğumuz faliyetlerin yanında Makedonya’nın sorunları, problemleri için de belli başlı çalışmalarımız olmuştur. Gençlik politikaları başta olmak üzere, eğitim alanı, demokrasi ve insan hakları konularında çeşitli platformlarda yer almış, fikrimizi açıkça belirtmişizdir. Makedonya’nın Avrupa Birliğine üyeliği yolunda, bir azınlık ve gençlik sivil toplum kuruluşu gibi belli projelerde hem ortak hem de partner olarak yer almış ve uluslararası toplantılarda boy göstermişizdir.

Son ve üçüncü boyut ise Türk Dünyası’dır. Mensubu olduğumuz bu koca aileye karşı hem görev hem de sorumluluklarımızın farkındayız. Başta anavatan Türkiye olmak üzere, Rumeli coğrafyası, Türk Devletlerimiz, özerk bölgelerimiz, işgal altında, zulüm altında olan kardeşlerimiz, Avrupa ve okyanus ötelerinde yaşayan soydaşımız ile yakından ilgi ve alakadar olmaya çalıştık. Bu sebeple Türk Dünyası konularını temel alan birçok federasyon, konfederasyon, birlik ve projede yer aldık. Bizler bile bu platformların sayısını bazen unutabiliyoruz. Türk Dünyası’nın değişik bölgelerinde katıldığımız onca toplantı haricinde birkaç sefere Makedonya’da Türk Dünyası konulu, gençlik ve eğitim alanında toplantılara evsahipliği yapma onurunu da yaşadık. Önemli milli bayramları ve günleri anmaktan başkaları gibi hiç çekinmedik, korkmadık. Milletimize yapılan soykırımları bıkmadan dile getirdik.
Yukarıda yazılanları yaparken yönetice ve üyelerimiz türlü zorluklarla karşılaştı, imkansızlıkları başa dert etmedik, şansızlıkları da keza. Ama en çok bize karşı yürütülen baskı, tehtid ve karalamalarla uğraşmak zorunda kaldık. Bu durumun sebeplerini ele almak ve günyüzüne çıkarmak için bu yazıyı yazıyorum aslında. Neden ve niçin Ufuk Derneği bunlara maruz kalıyor. Aslında cevaplar okadar da karmaşık değil çok basit.
Kurum olarak ilkelerimizden asla taviz vermediğimiz için, duruşumuzu bozmadığımız, güçlünün değil herzaman haklının yanında olduğumuz için; Bizi satın alamadıkları ve toz pembe yalanlarla kandıramadıkları için; Birilerinin hesabına uymadığımız ve o hesapları bozduğumuz için. Sınırsız imkânları olanlara inat, imkânsızlıklarla büyük işler yaptığımız için.

Ve belkide hepsinden önemlisi tarafsız değil tam aksine TARAF olduğumuz için, evet evet yanlış okumuyorsunuz tarafız. Herşeyden önce yüce milletimizden tarafız, ardından hakkın, hukukun tarafındayız. Toplumların lokomotifi olduğuna inandığımız gençlikten tarafız. Düzenin sağlanması için adaletten, yürütme için ise demokrasiden tarafız. O yüzden bizi tarafsız sananlar aldanmasınlar biz tarafız, taraf. Makedonya’da da tarafımız belli, Türkiye’de de Türk Dünyasın'da da.
''Taraf olsanız ne olur, olmasanız ne olur'' diyen çıkacaktır elbet, onlara Nemrut’un ateşe attığı Hz. İbrahim’i kurtarmak için sırtında bir damla suyla yola koyulan karınca gibi ’’en azından tarafımız belli olsun’’ diyoruz..