Ülkemiz bir seçim döneminden daha geçti. Yoğun seçim gündemi ve seçim kampanyaları geride kalırken, halk bir nebze olsa bile bu baskıdan kurtuldu; en azından izlenimler o yönde. Kampanya dönemini çok yazan çizen olduğundan ben kısaca özetlemeye çalışacağım. Halkın baskı altında olduğu ve hür iradeye pek fazla yer bırakılmayan bir kampanyaydı bana göre. Bir tarafta altında devletin her imkânı bulunan ve bunu maksimum kullanan hükümetteki partiler diğer tarafta da yeni bir çıkış ve halk güveni arayan ana muhalefet. Karşılıklı siyasi söylemler, rant kavgası, koltuk sevdasıydı seçim atmosferini geren ve çekilmez kılan.

 

Gerek Makedon gerekse de Arnavut siyasi partilerine bu durumlar damga vurdu. Türk partilerine gelince ise 3 siyasi parti ve 1 de siyasi parti olma çalışmalarındaki bir siyasi oluşum parlamento seçimlerinde boy gösterdi.

 

TDP geleneği bozmadı ve geçen dönem iktidar ortağı olan VMRO-DPMNE ile seçim koalisyonuna girdi, belki de TDP değil parti başkanı Kenan Hasipi kendi geleneğini bozmadı, tekrar garantili yer kaptı VMRO-DPMNE’den. TDP içinde siyaset yapanların çoğu zaten partinin durumundan, işleyişinden haberdar olmayan insanlar, bir kesim milletvekili olma hayali kuradursun Kenan Hasipi’nin koltuğu bırakmaya hiç niyeti yok. Ki bu hangi demokrasiye hangi siyasi etiğe uyar, söz konusu zatı destekleyenler ve o koltukta tutanlar düşünsün.

 

TMBH ve THP geçen yıldan beri var oldukları muhalefet bloğunda seçimlere girdiler. MSDB (Makedonya Sosyal Demokratlar Birliği) öncülüğündeki bu koalisyonda TMBH Genel Başkanı Erdoğan Saraç 5. Seçim Bölgesi’nde garantili sıradan milletvekili adayı oldu. THP ise milletvekili pozisyonundan çok olası bir seçim zaferi sonrası hükümette bakanlığa oynuyordu.

 

Parti olma çalışmalarında olan Türk Aydınlık Partisi ise seçime eski içişleri bakanı Ljube Boşkovski’nin Birleşik Makedonya Partisi ile girerken, listelerde TAP’tan sadece tek aday vardı ki o da kazanılabilecek sırada değildi. Türk partilerinin dışında gerek Arnavut parti listelerinde gerekse Makedon parti listelerinde Türklere rastlamak mümkündü. Bu da bölünmüşlüğümüzün veya ‘’ileri demokrasi’’ anlayışımızın bir göstergesi olsa gerek.

 

5 Haziran’da yapılan erken parlamento seçimlerinin sonuçları ise ülkenin yeni bir siyasi döneme girdiğinin habercisiydi. Milliyetçi Makedon partisi VMRO-DPMNE halktan en büyük güveni kazanırken 56 milletvekili kazandı ve seçim zaferini ilan etti. TDP bu koalisyonun küçük ortağı olarak da parti genel başkanı Kenan Hasipi 5. kez milletvekili oldu. Seçime mutlak galibiyet parolasıyla giren muhalefet cephesi ise hedefledikleri oy oranını alamasalar bile geçen döneme göre çok daha güçlü bir şekilde parlamentoda yer buldular. Kazandıkları 42 milletvekilinden tek Türk de TMBH genel başkanı Erdoğan Saraç oldu.

 

Birleşik Makedonya koalisyonundaki TAP ise zaten umut vermeyen pozisyonda girdikleri seçimlerde hüsran yaşarken, değil kendileri bulundukları koalisyon da hayal kırıklığıyla yaşadı.

 

Arnavut siyasi partilerinde ise Demokratik Bütünleşme Birliği (DUİ) 15 milletvekili; Arnavut Demokrat Partisi (DPA) 8 ve de eski Gostivar belediye başkanı Rufi Osmani’nin RDK partisi de 2 milletvekili yeri kazandı (toplamda Arnavut bloğundan 25 milletvekili).

 

Seçim sonuçları böyle iken biz Türklerin alacağı çok ders var. Mesela öncelikle bölünmüşlükten öte paramparça olmuşluğumuzun bizi ne kadar da güçsüz kıldığı. Onca Türk partisi olması bir yana, Arnavut partilerinde de Makedon partilerinde de Türklere rastlamak artık normal bir şey. Bu durumda biz hangi güçlü pozisyonla siyaset arenasında var olacağız veya koalisyon/hükümet pazarlıklarında nasıl iyi netice alabileceğiz ki? Bunları yapamazken doğal olarak taviz verme durumunda olacak bizim ‘’siyasiler’’, pastanın en küçük parçasına razı olacaklar elbette.

 

Bu seçimlerdeki yeniliklerden biri de diaspora milletvekilleriydi. Yeni seçim yasasına göre Makedonya dışından 3 milletvekili de seçilecekti. Bunları diasporada veya ülke dışında yaşayan vatandaşlar seçecekti. Biraz karmaşık ve prosedür gerektiren bir seçim süreci ve seçimdi ayrıca bu. 3 milletvekili üç büyük bölge (ya da kıta/kıtalar): 8. Seçim Bölgesi Kuzey ve Güney Amerika; 7. Bölge Avrupa ve Afrika ve son olarak 9. Seçim Bölgesi Asya ve Avustralya.

 

Diasporadaki bu 3 milletvekili yerini VMRO-DPMNE kazandı; iyi, aktif ve başarılı dış temsilcilikleri olduğundan mı; en iyi organize olduğundan mı veya dış işlerini parti arka bahçesi olarak kullandığından mı bilinmez. Ama DPMNE diasporadan %100’lük zafer elde etti. Biz Türkler genelde zaten iş işten geçtikten sonra kendimize gelen bir toplumuz, bu diaspora meselesinde ise kimse çıt çıkarmadı, bunu da ‘’siyasi’’ önder ve kurmaylarımızın yoğun çalışma temposuna bağlamak gerek, Makedonya’yı karış karış gezdiler ya. Türklerin yaşadığı bölgelere el atıp derde derman oldular ya ondan, herhalde ondan... Diaspora meselesini ilerleyen dönemde iyi bir şekilde oturup analiz etmek gerek, çünkü gerek Avrupa ülkeleri olsun, gerekse de Türkiye’de Makedonya vatandaşı çok soydaşımız var. Hem bu koca bölgelerde 3-5 bin oyla bile milletvekili çıkabiliyor, iyi organize olmakla kolaylıkla başarabileceğimizi düşünüyorum. Neden Diaspora’nın Avrupa milletvekili Türk olmasın, gerekli oy oranının çok üstüne sahip olduğumuzu düşünürsek bu konu hayal değil. Tabii burada en büyük sorumluluk ve bu hareketi yönetme ‘’siyasilerimize’’ düşmekte; yeniliklere, ileri görüşe ve cesarete sahip siyasetçi ihtiyacımız yine gün yüzüne vuruyor.

 

Hükümeti kurma çalışmaları yoğun pazarlıklardan dolayı biraz uzasa da VMRO-DPMNE Arnavut Bütünleşme Birliği (DUİ) ile anlaşma saplayıp hükümet kuruldu. Pazarlıklar çetin ve zor geçmişti çünkü VMRO-DPMNE seçimi kazansa da eski gücünde değildi, parlamentoda çoğunluğu kurmak için koalisyon yapması ve bununla birlikte birçok taviz ve pozisyon vermesi kaçınılmazdı. Dolayısıyla bakanlar kurulu başta olmak üzere Arnavutlar eskiye göre durumlarını hayli iyi bir şekilde düzelttiler. Bir meclis başkan yardımcısının yanı sıra bakanlar kurulunda iki başbakan yardımcısı (Ohri Çerçeve Anlaşması’nın uygulanmasından sorumlu ve Makedonya tarihinde ilk kez Avrupa birliğinden sorumlu Arnavut başbakan yardımcısı); savunma bakanlığı, adalet bakanlığı, ekonomi bakanlığı, yerel yönetimler bakanlığı, çevre ve planlama bakanlıklarında bakan pozisyonu elde ettiler. Bakan yardımcısı görevlerinde de yine aynı şekilde ilerleme oldu Arnavutlar açısından. Bu neticeleri gördükten sonra seçimin gerçek galibi Arnavut DUİ oldu desek hata etmiş olmayız.

 

Koalisyonun tek Türk ortağı olan TDP ise hükümette yine bir bakan ile temsil hakkına sahip oldu. Devlet bakanı koltuğuna kimin oturacağı sorusu uzun bir dönem çok merak edildi, spekülasyonlar yapıldı. Hatta ve hatta tarif edilmeye bile başladı bir kesim yok o bölgeden yok bu şehirden olsun, yok Türkiye de tahsil görmüş olsun… Bölünmüşlük yine gün yüzüne vurdu ne yazık ki. Beni bakan olacak kişinin ne bölgesi ne de hangi ülkede tahsil gördüğü ilgilendirir. Milleti ve devleti için kim daha iyi çalışacaksa bakan o olsun, bana göre. Benim derdim neden Ustrumca’dan veya Merkez Jupa’dan bakan çıkaramıyoruzdur. Neden hep aynı 3-5 kişi, gücümüz kapasitemiz o kadar mı ki? O kadarsa tebrik ederim yeni hükümette en az tahsilli ve en yaşlı bakan bizimkisi. Parti içinde Kenan Hasipi’nin sözünden başka bir şey (ki buna parti tüzüğü de dahil) geçmediğini bir kez daha gördü şimdiye kadar göremeyenler.

 

Yeni hükümet yeni ve genç isimlerle dopdoluyken biz yine son kullanım tarihi geçmiş kişilerle yola devam etme çabasındayız. Geçen sayıdaki yazımda da yazdım. Modern dünya ve toplum gençlere maksimum önem verirken, biz ilkel çağlarda yaşıyoruz. Bizimkiler gençlere yol vermezken kimileri rol verme çabasında, derdinde (başarılı olan hangisi?)

 

Artık parlamentoda 2 Türk milletvekilimiz var (3 sanıyorduk ama futbol tabiriyle biri direkten döndü.). Bir vekilimiz iktidar ortağı diğeri ise muhalefet kanadından, demokrasi bu olsa gerek. Gönül ister ki Türkleri ilgilendiren konularda ortak hareket edilsin, millî meselelerde aynı fikri ortaklaşa dillendirelim ama bu bugün için biraz zor (sorunun kişilerden kaynaklandığını bilenler için ise zorda öte imkânsız bir şey). Yine de bu durumun bir pozitif yanı var bana göre, çünkü ortada (parlamentoda Türk milletvekilleri arasında) bir rekabet olacak doğal şekilde. Rekabetin de normal şartlarda kaliteyi getirdiğini düşünürsek milletimizin meclisteki temsilinin iyileşeceği düşüncesindeyim. Şimdi top milletvekillerimizde. Mecliste yapacakları çalışmalarla, konuşmalarla, verecekleri yasa teklifleriyle, edinecekleri tutumla kimin ne kadar başarılı olacağını göreceğiz. Muhalefette de Türk milletvekilimizin olması ayrıca umut verici bir faktör, muhalefet demokrasilerde hep itici güç olmuştur. Muhalefetin de geçen döneme göre çok daha güçlü olduğunu da göz önünde bulundurursak, milletvekilimizin işini bir nebze olsa bile daha kolay fakat sorumluluğunun daha büyük olduğunun farkına varırız.

 

İktidarın Türklere yönelik gerçekçi ve ciddi politikalarının olmadığını bilmemize rağmen (iktidarın seçim bildirgesi ve 4 yıllık programına baktığımızda bunu anlamak mümkün) umarım ki bugüne kadar yapılan yanlışlardan bir ders çıkarılır ve iyiye doğru düzelme kaydedilir. Sadece Makedon tarihine değil, Osmanlı tarihine ve eserlerine gereken ilgi gösterilir. Eğitim alanında sorunlar en kısa zamanda düzeltilir, eski okullarımız onarılır, kitap eksikliğimiz giderilir. Tiyatro binamız inşa edilir ve Atatürk’ün baba evi onarılır. Devlet organlarında hakça temsil ilkesi uygulanır. Türklerin yaşadıkları bölgelerde altyapı inşa edilir.