Yugoslavya Federasyonu’nun bölünme sürecinin başlamasıyla birlikte Makedonya’da bağımsızlık hareketi baş gösterdi. Bunun sonuncunda 8 Eylül 1991 tarihinde düzenlenen referandumda Makedonya vatandaşları bağımsızlığı seçtiler. Genel olarak çok yüksek bir katılım oranının sağlandığı referandumda Arnavut çoğunluğunun olduğu bazı bölgelerde Türklerin de Arnavutlar gibi referanduma katılmadıkları gözlemlendi. Bağımsızlık her ne kadar güzel bir şey olsa da, 46 yıllık bir büyük ve güçlü devletten (Yugoslavya) ayrılıp küçük yeni bağımsız devlet kurulması doğal olarak zor ve sancılı olacaktı. İlk başta ekonomik olanaksızlıklar ve devletçilik tecrübesinin olmaması en büyük sorun olarak boy gösterdi. Barışçıl bir şekilde bağımsızlığın ilan edilmesi ve Yugoslavya’daki savaştan etkilenmemek o dönem için en iyi alınabilecek sonuç olarak görülüyordu ki öyle de oldu.

Tam da uluslararası arenada, daha doğrusu BM tarafından da tanınmışken komşu Yunanistan’ın baskısıyla Makedonya uluslararası ambargoya maruz kaldı. Yunanistan, Makedonya’nin eskiden Yunanistan’a ait bir yer olduğunu, Makedon kimliğinin de Yunan kimliği ile aynı olduğunu sebep göstererek uluslararası camiada yeni kurulan Makedonya Cumhuriyeti’ne gerek ekonomik, gerek politik gerekse de kültürel alanda olmak üzere uluslararası ambargoyu uygulattı. Ülkede zaten taşlar yeni yeni oturmaya başlamışken ambargo sebebiyle durum bir hayli ağırlaştı. Ekonomik olarak zaten güçsüz olan devlet bir o kadar da zor duruma düştü, düşürüldü. Makedonya ile Yunanistan arasında 1995 yılında imzalanan geçici anlaşmayla iki ülke arasındaki ilişkiler düzelmeye başladı.

Bu dönemden sonra ülke biraz refaha kavuştu derken kuzey komşu olan o zamanki Yugoslavya daha doğrusu Kosova karıştı. Makedonya savaştan kaçan sivillerin birinci sığınma adresi oldu. Ardından da NATO Yugoslavya’ya düzenlediği hava saldırısının ardından kara kuvvetleriyle Makedonya’nın hemen üstündeki, kuzeyindeki Kosova’ya girdi.Gergin ve karmaşık dönemden geçen Makedonya takvimler 2001 yılını gösterdiğinde ise iç savaşla yüz yüze geldi. Arnavut azınlık eşit hak talebiyle devlete karşı savaş açtı. 6 ay süren çatışmalar ülkenin batı ve kuzeybatı bölgelerinde olmasına rağmen, milletler arası ilişkiler ciddi hasar aldı. Düne kadar komşu olanlar birbirine düşman kesildiler (Bosna’vari bir durum). 2001 Ağustos’unda Ohri Çerçeve Anlaşması ile iç savaş sonlandırıldı. Arnavutlar artık eskiye nazaran daha fazla hak kazandılar. Bunun yanında küçük etnik toplulukların da hakları düzeltildi. O anlaşmadan sonra ülke sayılara endeksli oldu. Etnik toplulukların nüfusu ne kadarsa devlette de o kadar olma hakları verildi. Amaç o doğrultudaydı.

İç savaş atlatıldıktan sonra Makedonya hem Avrupa Birliği’ne hem de NATO’ya üyelik sürecine daha fazla önem vermeye başladı. Reformlar, uyum yasaları, geçiş süreci, kriterlerin doldurulması ve bunların uygulanması ağır olarak ilerlese de ibre pozitif yöndeydi.2006 yılında hükümet el değiştirdiğinde ve iktidara milliyetçi Makedonlar geldikten sonra, ülke daha milliyetçi yönetim biçimiyle yönetilir oldu. Her şeyin bir bedeli var hesabı, bu hareket ve milliyetçilik politikası sebebiyle Yunanistan eski defterleri ve hesapları açtı. Makedonya NATO’ya üyelik için bütün kriter ve reformları başarıyla uygulamış olmasına rağmen, NATO’nun 2008 yılındaki Bükreş zirvesinde Yunan vetosuyla üyeliği engellendi. Sebep yine Makedon kimlik sorunuydu. Bu durum uluslararası hukuka uygun mu, değil mi tartışıla dursun, zaten hukukun ayaklar altına alındığı bir dönemde yaşamıyor muyuz gerçeği insanın aklını kurcalamakta. Kısasa kısas dercesine Makedon hükümeti milliyetçi siyasetini bir o kadar daha uygulamaya koydu. Özellikle mega projeleri hayata geçirmeye başladı (Üsküp 2014 ve Ohri 2014). Tabii bu çaptaki büyük ve megaloman projeler için devlet bütçesinde çok büyük paylar ayrıldı, ayrılmaya da devam ediyor. Tek millet ve tek kimlikli bu projelere karşı Arnavutlar da benzeri çalışmalar başlattılar. Dönem dönem bu iki millet arasındaki ilişkiler gerginleşmekte. Küçüklerin ve küçük kalmaya mahkûm zihniyetlerin ‘’büyük’’olma kavgası, kavgadan çok, sevdası diyelim biz buna.Makedonya Cumhuriyeti’nin 20 yıllık tarihi için önemli satırbaşları olarak yukarıda yazılanlar en dikkat çekiciler olarak görünmekte. Tabii yazılacak, anlatılacak daha çok şey var ama Makedonya Türk toplumunun bu 20 yıllık bağımsızlık sürecinde geldiği durum ve konuma değinmek bizim için daha uygun ve yararlı olacaktır. Eski sisteme göre ‘’demokrasi’’ ve ‘’bağımsızlık’’ bizlere neler getirdi. Bizlerden de neler götürdü. Bunun hesabını yapmak durumundayız. Burada bir rejimin avukatlığını ne yapma niyetimiz ne de düşüncemiz var ama durum değerlendirmesi yapmak, eski ile yeniyi karşılaştırmak hepimizin borcu, bana göre.

Eskiden tek partili sistemde temsil hakkımız çok sınırlı hatta ve hatta imkânsızdı. Ama parlamenter demokrasi ve çok partili sistemde bu önemli derecede kolaylaştı. Çok partili sistem çok fikirli sisteme eş değer olduğundan dolayı Türkler olarak ilk başta tek partimiz varken, parti sayımız 3 oldu ve sayı daha da artacağa benziyor. Bu çok partili (ya da çok bölünmüşlük) de demokrasinin bizlere kazandırdığı bir lütuf.Yugoslavya döneminde işsizlik sorunu minimum düzeydeyken, bağımsızlık ve kapitalizmde hat safhada, hatta ve hatta ülkedeki en büyük sorun. Türkler olarak devlete hep bir şüpheyle ve önyargılı olarak yaklaştığımızdan dolayı hem eski rejimde hem de yeni rejimde devlet organlarında katılım oranımız yeterli ve tatmin edici seviyenin çok altında (suçu devlete veya sisteme atmak en kolay mesele, ama özeleştiri yapma zamanımız çoktan geldi geçiyor). Biz Türklerin ekonomik olarak diğer topluluklardan geri kalmamızın başka bir sebebi de, kadınlarımızın çalışmaması. Bizde kadın ‘’namustur’’ ya, kadın ‘’ev hanımıdır’’ ya, işte o muhabbet, o dert. Oysaki kadınların toplumun her alanında çalışmaya kapasiteleri var. Bunun yanında bütün toplumların da hem kadın fikrine hem de kadın gücüne ihtiyacı var. Bu, çıtayı ve hedefleri yükseltmenin tek koşuludur. Aynı şekilde kaçınılmaz bir gerçektir, bizler için her ne kadar acı olsa da. İşsizlik ülkenin en büyük sorunuyken, Türkler için de bu durum aynı şekilde geçerli. Kapitalizm de eskilerin tabiriyle ‘’ekmek aslanın ağzında’’ olduğundan işsizlere (daha doğrusu işsiz ailelere) devlet sosyal yardım vermek zorunda. Bu verilen sosyal yardımla ise bırakın giderleri karşılamak, karın bile doyurulmuyor. Küçük ve fakir devletin de sosyal yardımı bu kadar olur işte. Yugoslavya döneminde ise ekonomik olarak tek sınıf vardı; devlet zengindi; sosyal yardım, sağlık ve sosyal sigortalara hem daha çok önem verir hem de olanak sağlanırdı.

Eğitim alanına göz attığımızda bugün eskiye nazaran zorunlu ortaokul eğitimi söz konusu. Devlet her ne kadar zorunlu ortaokul dese de, Türklere bunun için çoğu yerde olanak sağlaması gerekirken, sağlayamıyor veya sağlamıyor. Öğrenciler kilometrelerce yolu ‘’zorunlu olduğu’’ için her ders günü çekmeye mahkûm edilmekteler. Türkçe ders kitaplarında eksiklik çok, kimileri devlet olanaksızlığından kimileri tercüman yokluğundan basılmıyor. Olan da öğrencilere oluyor, başka bir sözle geleceğimiz riske atılıyor. Okulların zaten çoğu eski Yugoslavya’dan kalma, bugün ise neredeyse hepsi onarıma muhtaç. Eğitim programlarında ise her ne kadar Avrupa örnek alınsa da, değişiklikler yapılsa da, 40 yıl önce ile aynı şeyler öğretiliyor. Bu alanda da köklü değişiklikler şart, en azından modern dünya bunu gerektirmekte.

Bizler için diğer bir önemli konu başlığı da kültür. Belki de bu alan eski sistemin en çok arandığı alan olsa gerek. Eskiden sayısız aktif kültür, güzel sanat derneği varken, bugün bu sayı bir elin parmaklarının sayısını geçmemekte. Var olanlar bile tam anlamıyla sefalet içinde, zar zor gönül verenlerin çabalarıyla tutunmaya çalışıyorlar. Eski dönemde devlet onca olanak sağlarken bugün bunların hiçbiri yok. Eski rejimdeki Türk tiyatrosu ile bugünkü kıyaslanamaz bile. Bugün yeni yapılacak olan Türk Tiyatrosu binasının ne zaman açılacağını tartışıla dursun, eski dönemde bu çap sorunların yaşanması düşünülemezdi. Yugoslavya döneminde kurulan ve de o dönem için çok aktif ve başarılı olan Türkçe radyo ve televizyonun günümüzdeki durumları ise ne yazık ki içler acısı.Eski sosyalist dönemde bizlere çok haksızlıkların yapıldığı aşikâr. Bunları yazan, araştıran konuşan çok fakat sene 2011’i gösterdiğinde bağımsız ve parlamenter demokratik Makedonya’da Türklerin hâli ne durumda? Bir göz atalım. Ülkenin bağımsızlığının 20. yılında Türkler Romlardan sonra haksızlığa en çok uğrayan millet. Barış ve küçük etnik toplulukların haklarını düzeltmek için imzalanan Ohri Çerçeve Anlaşması 10. yılında olmasına rağmen hâlâ Türkler için uygulanmamakta. Bırakın siz iktidardaki Türk partisinin siyasi rant için atıp tutmasını, Türklere farklı, diğer topluluklara farklı konuşuyorlar. Elleri, ayakları farklı oynuyor, siyaset yaptıklarını söylüyorlar (veya kendilerini ona inandırmak istiyorlar) ama bu milleti göz göre göre kandırdıklarının farkına varmalılar.Ne yazık ki bugüne kadar Türkler bu devletin en yapıcı unsuru olmalarına karşın, hâlâ kendilerini devletten dışlanmış hissetmekteler. Bu meselenin ileride daha çok araştırılması ve çareler üretilmesi gerek. Eğer bugün hâlâ Makedonya millî basketbol takımının Avrupa dördüncüsü olması münasebetiyle tertiplenen karşılama ve kutlama törenlerinde Türklere hakaret içeren şarkılar söylenirse (ki bu organizasyon bizzat Makedonya hükümeti tarafından yapılıyorsa, hele hele Makedonya başbakanının bile bu şarkılara eşlik ettiğini görüyorsak) bizler nasıl kendimizi eşit hissedebiliriz ki! Nasıl bu elde edilen sportif başarılarla biz de sevinebiliriz! Nasıl!Ülkenin bağımsızlığının ilan edilmesinin 20. yıldönümü merkezî kutlamalarına da birkaç cümle ile değinmek istiyorum. İktidar bu kutlamaları ne yazık ki kendi siyasetine uygun bir şekilde tek milletli olarak düzenledi. Bütün şehirlerden Üsküp’e toplam 500 otobüs kaldırıldı. Kutlamaları organize eden hükümet bütün tören için 90 bin Avro para harcandığını açıkladı. Buradan bize, Türk toplumuna bir sitemde bulunmak durumundayım. Biz Makedonya Türkleri millî bayramımız olan ‘’21 Aralık Eğitim’’ günü için 100-110 bin Avro civarında para harcıyorsak ya hesap kitaptan anlamayanlar bu günü tertip etmekteler ya da birileri bundan büyük maddi çıkar sağlamaktalar. Çünkü bu iki tören arasındaki fark dağlar ve ovalar kadar.Kutlamadan çok, iktidar partisinin mitingini andırıyordu Üsküp meydanı 8 Ekim 2011 akşamında. İlk önce ülke tarihinde ilk kez düzenlenen askerî geçiş törenleri vardı. Ardından kültür gösterileri, sonra Osmanlı’ya karşı ayaklanan komitacıların Makedon Millî Müzesi açılış töreni… Son olarak da geceye damgasını vuran Makedonya Meydanı’nın tam ortasına inşa edilen Büyük İskender heykeli ve şelalesinin açılışı... Makedon millî tarihi sanki yeniden yazılırcasına millet coşkuluydu. Peki ya Makedonya’da yaşayan diğer topluluklar neredeydi? Onlar bu coşkuya niye ortak olamadılar. Hep Makedon partisiyle ilişkilerimiz ‘’süper’’ diyen, hükümet ortağı TDP neredeydi, parti başkanı veya sadece sözde Türk bakan neredeydi?

Her ne olursa olsun, sonuç olarak bağımsızlık zor, çileli bir mesele. Nice 20 senelere Makedonya. Bütün Makedonya vatandaşlarının, özellikle de hep dışlanan, kullanılan ve unutulan Makedonya Türklerinin bağımsızlık günleri kutlu olsun. Çünkü biz Türkler bundan çok daha fazlasını hak etmekteyiz!