Makedonya’da Türkler, Türk kurumları, dernekleri, teşkilatları, partileri, görevlerini yapmakta güçlük çekmektedirler. Siyasi, ekonomik, ahlaki kriz derinden vurdu. Azınlıkta olan bir toplum krizleri atlatmakta daha da zorlanmaktadır. Son yıllarda Türkiye bölgemizde siyasi ve ekonomik güç olmasına rağmen soydaşımız bölünmeye mahkûmdur. Türkiye devletinin kurumlarının, temsilcilerinin, vakıf ve derneklerinin bu bölünmede payları elbette ki vardır.

2001 yılındaki iç savaş sonrası Ohri Çerçeve Anlaşması’nın imzalanması, anayasa değişiklikleriyle umutlanmamıza yol açtı. Türk partileri TDP ve THP’nin birleşmesi sonuçsuz kaldı. TDP'nin başına siyasi mücadelesiz Kenan Hasipi getirildi. Türkiye “devleti” bizlerden profesyonel çalışmalara önem vermemizi istemişti. Parti yöneticileri çaycıdan başlayarak hiyerarşide ilerleme sağlayacaktı. Sultan parti değil, ekip çalışmasına özen gösterilecekti. Parti başkanının iki dönemden fazla seçilme hakkı olmayacaktı. Yeni parti tüzük ve programı siyasi temsilde birlik sağlayacaktı. 10 yıl sonra her şey hayal oldu. TDP tipik bir çete oldu. Tüzük ve program çetebaşının elinde, istediğini yapıyor. Kimse ses çıkarmaya cesaret edemiyor. Yolsuzluklara kim dur diyebilir acaba?

Yetkili kurumlardan ses çıkarmalarını beklemek yanlış olur. Muhalefet partisi lideri Lube Boşkoski tutuklandı ve mahkeme kararı ile 7 yıl (5 yıla indirildi) hapse mahkûm edildi. Yasadışı parti finanse edildiği ve görevini kötüye kullandığı için Lube Boşkoski 7 yıl (5) hapse mahkûm olmuşsa, Kenan Hasipi’yi 500 yıl mahkûm ettirmek gerekir. Bu iktidar bunu mutlaka yapmayacak ve iyice kullanacağı aşikârdır. Parti imkânlarını aile harcamalarında kullanmak, oğlunun sabıkalı olduğunu Makedonya Cumhuriyeti meclis oturumunda gündeme taşımak ve hesap sormamak basit bir derneğe bile yakışmıyor. Hesap vermek ilkesi kaldırıldı. Yolsuzluklar, kirli işleri yetkili kurumlar biliyorsa ve gizliyorsa parti nasıl yönetilebilir acaba? Türklere, TDP’ye emeği geçmeyenler, mevcut iktidarın getirdiklerinden faydalanmaktadırlar. Anayasal hakkımız olan hakça temsil ilkesi Kenan Hasipi tarafından suistimal ve tehdit için kullanılmaktadır. Bu haktan yararlananların analizini yaptığımızda soydaşın devamlı şikâyet ettiği durumların ortaya çıktığını görüyoruz. Bölgecilik ve nepotizm, koltuk savunması için mükemmel bir araç icat edilmiştir. Halkın oyu ve desteğine ihtiyaç görülmediği için iktidarda olan VMRO DPMNE siyasetine teslim olmak ana hedef sayılmaktadır.

Bölgecilik kanıtı parti başkanı, genel sekreter, devlet bakanı ve müsteşarı aynı bölgeden; Gostivar. 3.000 oy potansiyel ile baştaki tüm görevler bir bölgeye ait. Toplam Türk nüfusunun %15'inin bu bölgeye ait olduğunu bildiğimizden, toplumun % 85'inin suistimal edildiği anlaşılmaktadır. Anayasada hakça temsil ilkesi niye konuldu acaba? Mayorizasyonu kaldırmaksa, biz bu hastalığa sonradan fırsat bulduğumuzda yenik düştük. Parti görevleri, Kenan Hasipi atamaları ve devlet organlarında istihdam edenler araştırılsın, her şey ortaya çıkar. Nisan ayında gerçekleşen anayasa mahkemesi üyeleri seçimi süreci en yeni delil.

2003 yılı Anayasa Mahkemesi üyelerin seçimi Ohri Çerçeve Anlaşması’na uygun seçilmişti. 9 üyeden biri Kenan Hasipi'in teklif ettiği Zoran Suleymanov idi. 9 yıl görev süresi dolduktan sonra Nisan 2012 yılında onun yerine Sali Murati teklif edildi. Göreve gelmeden ve görev süresinde Zoran Suleymanov, Türkler ve Türklük davası camiasında bilinmeyen birisi olarak hatırlanacak. Yeni seçilen Sali Murati, Türklere ve Türklük davasına zarar veren birisi olarak bilinmektedir. TDP Merkez Yönetim Kurulu resmî toplantılarında Kenan Hasipi, Sali Murati’yi bizlere Türk düşmanı ve bölücü olarak tanıtıyordu. Aynı köyden olduğu için rekabet ettiği için öyle tanıtmasına ihtiyaç hissediyordu mutlaka. Sali Murati de Kenan Hasipi’nin kendi ideolojisiyle bağdaşmayan bir şahıs olduğunu diyordu. U dönüşü olabilir ama aynı köyden olmalarına rağmen teklif edilmesinin siyasi ahlaksızlık ve terbiyesizlik dışında tarifi zor olur. Azınlıkta olan bir etnik toplum bu lüksü taşıyabilir mi? Adli organlarında tecrübesi olmayan birisi ancak Türkleri utandırabilir ve küçük düşürebilir. Debre ve Merkez Jupa bölgesinde devlet organlarında çalışan bir sürü hukukçuya rastlayabilirsiniz. Türkçeyi öğrenmiş, Türkçe eğitimi için devletle çatışmış, mücadele etmiş, Strazburg mahkemesine Türkçe eğitimi için başvurmuş ve kazanmış kişilere kim sahip çıkacak acaba? Doğu Makedonya, Kırçova, Ohri, Struga, Resne, Manastır, Üsküp’te hukukçu ve adli organlarda görev almış Türkleri kim destekleyecek? Bölgecilikten bölücülük nasıl doğar sorusuna tipik bir örnek. TDP Kalkandelen Şubesi seçimlerinde devletin Anayasa Mahkeme üyesinin katılması bilinçsizlik ve cahillik olduğun göstergesidir. Vay vay Türklerin hâline! Nerede onur, nerede gurur, nerede ciddiyet?

Gostivar bölgesini kontrol aldıktan sonra Kenan Hasipi’nin işi kolaylaşıyor. Doğu Makedonya sünnet şöleni, kurban etleriyle uyutulmuş, Manastır silinmiş, Resne feshedilmiş, Ohri kadın üzerinden minimize edilmiş, Struga yok edilmiş, Merkez Jupa dışlanmış, Debre, Mavrova Rostuşa, Kırçova, Plasnitsa kirli siyasi oyunlar neticesinde Kenan Hasipi Türkiye’yi başarılı bir şekilde aldatıyor. Soydaşlarımız farkında, şahsi ve aile çıkarları için bir toplum yok oluyor. Bir ailede 4 çalışan, bir ailede 4 işsiz anlayışı! Hiçbir eski rejim Türklere bu kötülüğü yaşatmamıştır. Kenan Hasipi hariç… Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç TDP mekânında boşuna zaman kaybetti. Konuşması sansür edildi, anadan doğma yöneticiler dönemi devam ediyor.2012 yılı bayramlar yasasıyla kapsanan bayramlar dışında her yıl Makedonya Cumhuriyeti Meclisi tarafından önemli olay ve kişiler kutlamaları yıllık programı onaylanıyor. Kutlamalar anma toplantıları, bilimsel toplantılar, eğitim ve öğretim toplantıları, sergi, monografiler gibi gerçekleşmektedir. Lozovo Belediyesi ve MATÜSİTEB'in ortak teklifiyle 7 Mayıs 2012 tarihi Yusuf Dede şenlikleri Türkler için çoğunluk oylarıyla onaylandı. M.C. meclis malzemelerinde açıklama olarak Yusuf Dede Tekkesi etrafında 50. yıl şenliklerinin ve güreş yarışmalarının yapıldığını bildiriyor. MATÜSİTEB'in yeni başkanı Tahsin İbrahim'e kutlama teklifiyle ilgili soruma, haberi olmadığını söyledi. Eski yönetim teklif edebileceğinden söz etti. Lozovo belediye başkanıyla görüştüm, nasıl kutlanacağına dair cevap alamadım. Yazıklar olsun, ne hâllere düşürüldük.

Mecliste bu gibi hataların olması Türklerin utanç kaynağıdır. Yusuf Dede Tekkesi diye bir şey ortada yok. Yusuf Dede kabrinde, türbesinde, 50 yıl değil 150 yıl üzerinde hıdrellez şenlikleri yapılıyor. Halveti tarikatına bağlı kahveci Yusuf Dede öldüğü yerde, defnedilmesini istemiştir. Halveti şeyh değil kahveci dede kutlamaları Türkler için yolumuzu ve işimizi bilmeyiz anlamı taşımaktadır. Lozovo Belediyesi’nde 2.858 kişilik nüfusun 157'si Türk’tür. Ustrumca’da 27 yıldır şeyh Ramiz Yahya Efendi’nin kendi imkânları ile Seyyid Muhammed Nur’ul Arabi (1813-1887) merasimi düzenlemektedir. Pirin 125 vefat yıldönümü 25 Martta Ustrumca Kültür Evi’nde her yıl olduğu gibi anıldı. Makedonlar ve Arnavutlar kutlamaların nasıl gerçekleştiğini araştırdıkları takdirde, Türklerin bu ülkede sahipsiz olduğunu göreceğiz. Sorumlular kim olabilir? Hukuk devletinde bu yanlışlara izin ve meydan verilir mi?

Ocak 2012 tarihi Vevçani karnavalı bu yıl etnikler dışında dinler arası bir çatışmaya işaret verdi. Cuma namazı sonrasında karnaval protestolarında siyasetin de karıştığını gördük. Üsküp'e yakın Smilkovtsi gölü yakınlarında 5 Makedon vatandaşın öldürülmesiyle yeni işaretlere şahit olduk. Polis güçleri büyük bir operasyon ile 20 kişiyi tutukladı, çoğunu serbest bıraktı. İçişleri Bakanı Gordana Yankulovska basın önünde radikal İslam ve terörizmden bahsetmeye başladı. Arnavutlar şaşkın, tüm Müslümanların rencide edildiğini geç anladık. Polis güçlerinin kadına karşı nasıl davrandıklarını televizyon ekranlarından gördük. Masum kadınları terörist gibi göstermek elbette ki hepimizi üzdü. Mayıs 2012 yılı Vranişkovski (papaz) davasında tutuklanan kadınlar, kadın polis tarafından mahkemeye götürüldü, Müslüman (Arnavut) kadının ise erkek polis tarafından mahkemeye götürülmesinin hesabını kimden sormalıyız? Cuma namazı sonrasında yapılan protestolarda Türk bayraklarının dalgalanması hepimizi sorumlu tutmaktadır. Veliya Ramkoski olaylarında kadınların tutuklanması, hapishane şartlarından kaynaklanarak hamile kadının kürtajla sonuçlanmasında hepimiz sustuk. Smilkovtsi olaylarında kadın tutuklamaları erkek polis tarafından gerçekleştirilmesi yeni bir imtihan. Radikal İslam, terörizm çıkışları önceden hazırlanmış bir senaryodur mutlaka.

Kenan Hasipi ve Hadi Nezir, cuma namazına devlet arabasıyla gittiğim için TDP İslam fundamentalizmi destekler anlamına geliyor diye beni Ankara'ya şikâyet ettiler. Peki, Sali Murati’yi anayasa mahkemesi üyesi teklif etmede hangi kriterlere bakıldı acaba? Ey garibanlar, ey kendini bilmezler, Türkleri bu kadar ucuza mı pazarlıyorsunuz? Özünüze dönün.