Hz.Ömer(r.a) konu edildiğinde hocalarımız adaletten bahsetmektedir. Allaha inananlarda adalet derin izler ve duygu yaratmaktadır. Cemaat adaletle ilgili vaazı, nasihat ve sohbetleri hasretle takip etmektedir. Hz.Ömer’le Hz.Bilal arasında görüş farklılıkları, tartışmalar sonunda mütabakatla sonuçlanması örnekleri bize hala bir türlü ders olamıyor. İstişare, herkes kendi görüşünü delillendirerek müdafaa etmesi bugün hocalarımızdan dinlemek kolay ama uygulanmasında zorluklar çıkmıştır.

Hz.Ömer hesap vermiş.

Hz.Ömer’e hesap sorulmuş.

Osmanlı Devleti bizim şanlı geçmişimiz.

Balkanlar İstanbul öncesi fetih oldu.

Adalet yayıldı.

Önemsendi, takdir edildi.

Osmanlı Devleti sonlandırıldı. Balkanlarda milli devletler kuruldu. Milli poliitikalar ön plana çıkınca elbette anlaşmazlıklar, savaşlar ortaya çıkıyor. Savaşların olduğu yerlerde refah söz konusu olamaz. NATO ve AB üyeliği koşuşturmasında vatandaş en ağır bedeli ödemektedir. Rejim değişikliğini fırsatçılar iyi ödetiyor. Özelleştirme, dış yatırım, reform süreci döneminde vatandaş ne olduğunu anlamış olsa bile durumları değiştirecek şartların olmayışıyla karşı karşıya kalmaktadır. Asırlar geçti, kendimizi sorgulamamız gerekmez mi?

Batı neden ileri gitti?

Biz neden geri kaldık?

Makedonya bağımsız, hukuk, sosyal, demokratik devleti diye anayasada geçiyor. Aslında modern devletlerin anayasasında bu ifadeler geçiyor. Azınlıkta kalan bir toplumun (Türkler’in) garantisi anayasamızdan kaynaklanıyor. Anayasa değişiklikleriyle Ohri Çerçeve Anlaşması (2001) anayasal haklarımız betonlaşmıştır. Kağıtta evet ama uygulamada büyük sıkıntıların olduğunu gizlemek mümkün değil. Diğer toplumlar anayasal haklarının genişletilmesi için siyaset üretiyorlarsa bizler mevcut anayasa haklarımızdan mahrum brakılıyoruz. Peki suçu kimde aramak gerekir?

  • Azınlıkta kalan bir toplum (%3.85) olduğumuz için genelde suçu devlete atmanın bir anlamı kalmamıştır. Çünkü Türkler’in devlet organlarında yer aldıklarını gizlememiz mümkün değil. Demokrasi ve hukuk devleti prensipleri yetki kullanan herkesin sorumluluk üstleneceğini emreder.

  • Anayasa Mahkemesi Üyesi Sali Murati 7 Mayıs 2014 yılında bir derneğin düzenlediği toplantıda ''kendi haklarımızdan pek haberdar değiliz'' ifadesinde bulunmuş. Adli mahkemelerde bir gün bile çalışmayan Anayasa Mahkemesi Üyeliği’ne kendi köylüsü tarafından atanması yanlız devlette değil, suçu kendimizde de aramamız gerektiriyor. 10 yıl MATÜSİTEB (Makedonya Türk Sivil Toplum Teşkilatları Birliği) Genel Sekreterliği yapacaksın ve 2 yıl Anayasa Mahkemesi Üyeliği’nden sonra kendi haklarımızdan haberdar değiliz konuşacaksın. El insaf, kendi oğlu için fakir, yetim, öksüzlere yönelik MATUSİTEB’in dağıttığı TİKA’nın burslarından oğluna burs çıkartacaksın ve hak hukuktan bahsedeceksin. Hesap verme ahlakından uzak olan şerefsizler, milletimizin haklarından bahsetmeleri iki yüzlülüktür kardaşlar. Soydaşımız saf olduğunu zannedenler, büyük gaflette olduklarını bilmelidirler. Basın ve medyamız amcaoğlu Eran Hasipi yönetiminde olduğu sürece rahat olabilirler, ama sansür olmadan konuşma ve yayın özgürlüğüne az da olsa kavuştuğumuzda yalancılık üzerinden halkımız uyutulmayacaktır. Maskeler bir bir düşecektir. Emin olun. Basın ve medya siyasetten gelen emirlere diz çökmüştür, bizim şartlarda gazetecilik gömülmüştür. Ufuk Dergisi var olduğu sürece soydaşımızı bilgilendirme konusunda mücadelemiz sürecektir.

  • M.C. Meclisi 123 milletvekilinden teşkil edilmektedir. Seçim modeli Türkler için elverişli olmadığını tekrarlamakta fayda yok çünkü ucuza aldatılmışız. (K.Hasipi) İktidar partisi (VMRO DPMNE) diyasporadan toplam 6.563 oyla 3 milletvekili yeniden çıkarmayı başarmıştır. Makedonya’da nufusun %90 seçmen olduğu halde Türk seçmen sayısı 60.000 üzerinde olduğunu tespit etmekteyiz. Gerçekleşen erken meclis seçimlerde (hileli?) 1 milletvekili iktidar koalisyonundan, 1 milletvekili muhalefet koalisyonundan yani toplam 2 milletvekili. Bu sonuç hakça temsil ilkesiyle bağdaşmıyor, çünkü diyasporadan 6.563 oyla çıkarılan 3 milletvekili açıktan saygınlığımız ne ölçüde olduğunu sergiliyor. Etnik kökenli partiler kurulduğu halde Türkler hak ettiği pozisyonlardan çok uzak olduğunu görüyoruz. Peki kimleri ve ne zamana kadar kendimizi aldatacağız. Yavuz Sultan Selim’in “Cesareti ile yaşamayan,esareti ile ölüyor” tıpkı K.Hasipi için düşünülmüş. Çünkü VMRO koalisyonunda son 3 meclis seçimlerde sırf kendisi milletvekili olarak seçiliyor. Güçlü bir iktidar koalisyonu neden böyle hareket ediyor mutlaka bizim bilemediğimiz (?)oyunlar var. Seçimlerde baskı, tehdit, korkutma Türk seçmenini derinden üzmektedir. Şuurlu soydaş ve dindaş seçmeni anlayışından çok uzak olduğumuzu seçim neticeleri göstermektedir. Milli irade ne olduğunu hissetmemiş bir toplum olarak yok oluyoruz. Son gerçekleşmiş erken parlamento seçimleri bunu en iyi bir biçimde ıspatlıyor. İktidar ortakları erken seçim ilan ettikten sonra oyunlarını hala mi göremiyoruz? Türkler nereye giidiyor? İktidar VMRO-DPMNE koalisyonunda Türk partisi olduğu halde Başbakan Nikola Gruevski seçim meydanlarında bize çoğunluğu sağlayın, (62 milletvekili) ortaklığımızda Arnavutlar (BDİ) tehdit etmesin diye çağrıları bize ne anlatıyor acaba? VMRO - DPMNE koalisyonunda Roman, Boşnak partileri ile Arnavutlara (BDİ) karşı siyasi mücadele, seçim kampanyaları bizleri nereye götürüyor? 2013 yılındaki yerel seçimlerde Ustruga ve Kırçova'da etnik ve dini geriliminden ders alınmamış gibi hareket etmek zulüm değil midir? Arnavut partilerin stratejilerine karışma lüksüm yok, ama kendi ortamlarında ve basınında etnik beklentilerini ve tartışmalarını kimse gizleyemiyor. Türk ve İslam dinine mensup olan diğer etnik toplulukların bulunduğu ortamlarda ''oyunuzu Müslüman adaya verilmesi gerektiğini'' savunanlar bu tür seçim kampanyalarına vatandaşımız ve seçmenimiz doydu ve doyduruldu. Çaresizlikte ve çıkış yolunu bulamayan soydaş ve dindaş bu kampanyaya yenik düşmekte. Hepsini hepsinin denedikleri düşünen seçmen, en azından oyumu Müslüman adaya vereceklerini idda eden seçmenlere çok sık rastlayabiliyoruz. Azıcık para ve biraz vaad ile seçmenin gönlünü almak, oyların paylaşılmasına yol açmaktadır. 4. seçim bölgesinden hiç denecek kadar Arnavut'un yaşadığını bilmekteyiz. Fakat Arnavurların Demokratik Bütünleşme Birliği (BDi-DUİ)bu bölgede ilk sefer seçimlere girdi. 3.ve 4. seçim bölgelerinde Türkçe konuşan Arnavutları aday gösterek soydaşımızın oyunu aradılar.Bu yapılanlara sözde Hasip, Radoviş'teki mitinginde rahatsız olduğunu görebildik. Hasipi konuşmasında ''Dini siyasete alet edenlere en iyi cevabı vereceğiz'' göndermesi ahlakdışı bir çıkış olarak geçmişte kalacaktır. TDP içindeki siyasi kariyerini uzatmak gerektiği dönemde tüzük dışı uygulamaları, cami cemaatten medet aradığını Hasipi unutttumu? Yolsuzluklara boğulmuş bir parti başkanı Türk seçmenin bölünmüşlüğünü yeni mi öğrendi? Bazı bölgelerde VMRO - DPMNE, SDSM ve diğer Makedon partilerine, bazı bölgelerde de Arnavut partilerine Türk seçmeni oyunu kullanmaktadır. Hal öyle ise 4. seçim bölgesinde Arnavut partileri niye aday göstermesinler? Yasak diye bir şey olamaz. AMakedonya 24 yıl seçimlere gidiyor,Türklerin yaşadığı bölgeler niye bugüne kadar dışlanmış durumda. Türkler’in siyasi gücü olmayabilir ama Arnavutlar için denilemez. Kendi halkıma, seçmenime hizmet götüreyim anlayışı, bu kötü duruma düşürmüştür. Valandova şehrinde Arnavut asıllı kayıtlı olmadığı halde seçimlerde Arnavut bayrağı sallama ve dünyaya ilan etmek aslında en büyük tokadı Türkiye devleti yemiştir. İslam şemsiyesi farklı bayrakların dalgalanması ile mümkün olmadığını herkes görmelidir. Türk seçmeni alternatifsiz olmadığını Türk Hareket Partisi teyid etmiştir. Genel Başkanı Prof.Dr. Adnan Kahil kendisini değil gençlere ümüt vererek Enes İbrahim’i aday olarak teklif etmiştir. 6. kez aday ve milletvekili olan Kenan Hasipi’ye küpe olsun. Enes İbrahim milletvekili seçildi ve seçimlerin hileli geçtiği için koalisyon ortaklarımızla beraber hareket etmek kaybolmuş, saygınlığımızın geri dönmesine yol açmıştır. Türk Hareket Partisi bu adımla tarihe geçecektir.

  • Yeni seçilen (şaibeli 2014 seçimleri) Cumhurbaşkanı Gorge İvanov hükümeti kurmak için VMRO - DPMNE liderini görevlendirdi. Tekrar Arnavutların Demokratik Bütünleşme Birliği (BDİ - DUİ) ile hükümet kurma görüşmelerine başlandı. Seçim öncesi sözde iki düşman taraf seçim sonrası hükümet sofrasını paylaşacaklar. Türkler’in (TDP) bu sofradan faydalanması mümkün değil. Sofra hurdaları ile bizler önceden teslim oluyoruz. Sus payı Hamdi ve Kenan kardeşler için yeterli olacaktır. Seçim kampanayasında bir toplum için kavga, dargınlıklar, etnikler arası güvensizlik, din istismarlığı, baskı, tehditler ne için yapıldı? Sofraya seni dahil etmiyorlarsa demokrasiyi savaş mantığı ile yürütmenin zararlarını en çok Türkler hissetmektedirler. Ekonomi kalkınma sağlanmadığı için Türkiye’ye göç yeniden başlamıştır. Gurbet yollarını yeniden denemek zorunda kalıyor soydaşımız. Türkiye’de eğitim gören üniversite mezunlarımız dönüşü olmayan tek biletle gönderilmektedirler. Hükümette sözde görev alan bakan Hadi Nezir, 2009 yılının Şubat ayında seçildiğinde bir üniversiteli gencimiz işsiz kalmayacaktır vaadlerinde bulundu. Yalancı ve eğitimsiz bir kişi üniversiteli gençlerin iş sorunlarını nasıl hallettiğini görüyoruz. Deliller MRT Üsküp Türkçe proğramlarında mevcuttur. Hayvancılık ve tarımcılıkla uğraşan soydaşımız karşılığını bir türlü alamıyor. Kader iktidarda olan Türk partisi milletvekili ve bakanı köyde doğmuş, büyümüş, yaşıyor olmaları, köy şartlarını iyi bilmeleri halde bu kesime hizmet götürme kapasitesine sahip olamadıklarınıu görmekteyiz. Odunculukla uğraşan soydaşımız bir ''Stoyan, İlço'dan'' tehdit edildikten sonra biz nasıl rahat olabiliyoruz. Polisin soydaşımıza neler çektiğini mahkeme kayıtlarından öğreniyoruz. Makedon ve Arnavut basın ve medyasında takip etmek, bilgi almakla haberdar oluyoruz ama Türkçe basın ve medyamız hala kendi asli görevini yapamadığından artık tahamülümüz de kalmadı.

  • İşsizlik, fakirlik azınlıkta olan toplumları en kötü etkilediğini seçim dönemlerinde Türkler ve Romanlar üzerinde yapılan tehdit ve baskılar kanıtlamaktadır. Kırsal bölgelerde yaşayan soydaş ve dindaşımız altyapı yatırımları olmadığı için, genelde devletin sağladığı sosyal yardım, ödemeler ve dağıttığı sübvansiyonlara teslim olmuştur. Bu kurumlarda çalışan kişiler devamlı vatandaş üzerinden baskı yapmaktadır. Ödemeler kesintiye uğramasın diye ses çıkarmak zor oluyor ama sevindirici durum karşı çıkanların sayısı artmaya başlamıştır. Kur’an-ı Kerim’de ''Bir millet, iç dünyasını değiştirmedikçe, Allah da onların halini değiştirmez.'' Emir varsa, okumak varsa, açıklamak varsa niye uygulamada sıkıntı çekiyoruz acaba ? Kimse karşı gelemiyorsa o zaman ne yapmalıyız? Yugoslavya İslam Birliği altında “Preporod” gazetesi yayınlanmaktaydı. (devam ediyor) Ana sayfasında yukarıda geçen ayet-i kerime eski rejim döneminde ki ağırlığını anlamak tamam, bugün anlamamakta hangi engellerle karşılaşıyoruz acaba? Mazlumun ahı hiç aklımızdan geçmiyor mu?

  • İktidar savaşları bütçeyi nasıl yönetmek istiyorum anlayışına dayanmaktadır. Devlet, milli çıkarlar son zamanda dile getirilmiyor, getirilse de siyasi amaçlı yapılmaktadır. Aslında A.B. ilerleme raporlarında ve son seçim AGİT raporunda devlet-parti bağlılığından bahsedilmektedir. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü kağıtta, raporlarda kaldı. Bütçe gelirleri genelde vatandaşın, dolayısıyla soydaşımızın vergilerinden de oluşmaktadır. Bütçe harcamalarından iktidar sorumlu, yani kendi proğramını gerçekleştirmektedir. Bütçe açığı borçlandırma ile kapatılır. Halkın anlayacağı vergiler (gelir) ve borçlanma vatandaşın (soydaş) sırtına, harcama iktidarın keyfine göre. Yolsuzluklar, usulsüz mal edinme, rüşvet, şaibeli ihaleler, kirli para gibi dönemin hastalıklarını, az da olsa kontrol edilen basın ve medyadan birşeyler öğreniyoruz. Yargı makamları görevini korkudan yapamaz halde, siyasallaşmış polis, emir gelmeden kimsenin üzerine gidemeyen dönemde bile hesap sorma şuurunu geliştirmemiz lazım. Hesap sorma alışkanlığı eski rejimde olmayabilirdi ama demokrasilerde hesap sorma kültürü çoktan aşılanmıştır. Son 8 yıl aynı iktidar işbaşında olduğu için vatandaşın vergisi nasıl ve ne için harcandığını görmek çok kolay. Üsküp şehir meydanını ziyaret etmek, kalem alıp kağıda döktüğümüzde, bütçe harcamaları tek medeniyete, millete, tarihe, kültüre, partiye ait yapılar olduğunu tespit edeceğiz. Akıl ve vicdan sahibi kendini sorgulayanlar, vergilerimizden oluşan bütçeyi kim ve nasıl harcadığını görmekteler. Merkez Jupa'nın Kocacık köyünde Atatürk'ün babasının anı evi projesi yıllarca görüşme, hazırlık, lobiden sonra 2009 yılında M.C.Başbakanı Nikola Gruevski tarafından temel atma töreni ile sonuçlanmıştı. Proje 300.000 avro değerinde olacağı açıklandı. Nihayet tamamlandı ve 19 Mayıs 2014 yılında resmi açılışı yapıldı. Her nasıl ise finansmanını TİKA üstlenmiş... Üsküp’ten Kocacık köyüne ulaşılması için Allah sağlık ve sabır versin. Seçimler devamlı oluyor, vaadler sıralanıyor, Türkler’in yaşadıkları bölgelerde yatırım, hizmet yoksa kavga ve bölünmelerin ne anlamı kalıyor. Türkleri ilgilendiren hangi yapılarla soydaşın önüne çıkacağız. Ulaşımında zorlukların yaşandığı Atatürk'ün babasının anı evi mi, 8 yıl sonra Türk tiyatrosunun temel atma töreni mi? 2011 yılındaki seçim kampanyasında Valandova’ya bağlı Çalıklı köyünde açılışı hala yapılmayan spor sahası ile mi? Eğitimde hala çözülemeyen problemler ile mi? Basın ve medyamızla mi?

Hesap verme zamanı geldi kardaşlar ve biriken problemleri gizlemeyle hiçbir yere varamayacağız. Makedonya'da Türkler marjinalleşmeye devam ediyor ve etnik topluluklar arası farklar derinleşiyor. Seçimler Türkler için teslimiyet değil daha iyi bir dönemin başlangıcı olmalı. Demokrasi nimetlerinden hesap sorma kültürü ve hesap verme zorunluğundan faydalanmalıyız. Türkiye Devleti'nin kurumları, Makedonya’da yaşayan soydaş ve kurumlarını bölme politikalarını değiştirmelidir.

Hadis-i şerifte ”Nasılsınız öyle idare edilirsiniz”

Hizmete devam kardaşlar.