Ramazan ayları Makedonya’da yaşayan Türkler için ne anlam taşımaktadır? Oruç, ibadet, dayanışma, yardımlaşma, barışma, birleşme mi? Yoksa bu işleri yaparken para kazanma, yolsuzluk ya da siyasi hedefe ulaşmak mı? Allah rızası için, Allah rızasını kazanmanın arka planda kalıp kalmadığını nasıl araştırabiliriz? Basın ve medya yarışma içinde. İftar yemekleri ve yardımlaşma faaliyetlerini haber yapmak moda hâline geldi. Elbette bu hizmeti götürmek için dernekleri harekete geçirmek lazım. Bu yetmedi, siyasi partilerimizi de kullanmaya başladık. İktidarda olan siyasi partiyi kullanmak zaten çok doğal.

Osmanlı döneminde yapılan sosyal hizmetler için yer vermem anlamsız çünkü arşivlerdeki vakıfnameler, fukara listeleri dönemin düzenini, adaletini, denetimini en iyi şekilde kanıtlıyor. Sırp Krallığı’nda vakıflar üzerinden fakirlere ekmek nasıl dağıtıldığını yaşlılarımızdan duyuyorduk. Yugoslavya döneminde devletin kalkınmasıyla fakirlere daha fazla önem verildiğini gizlemek mümkün değil. Barınma, ısınma, yiyecek, giyecek yıllık ihtiyaçlarını ortaklaşa devlet kendi kurumlarıyla, camiler imamlarıyla, akraba, komşu kendi imkânlarıyla kapatmaya gayret ediyordu.

Makedonya bağımsızlığını ilan ettikten sonra, iç savaş meydana geldiğinde yurtdışından yardımlar ve ilgi gösterilmeye başlandı. Makedonya Cumhuriyeti İslam Birliği çatısı altında ilk defa El Hilal yardımlaşma derneği kuruluyor. Tüm müftülüklerde El Hilal şubeleri de açıldı. Ramazan aylarında imsakiye, fitre, zekât, bağışlar Makedonya Cumhuriyeti İslam Birliği’ne kaynak sağlıyordu. Devlet denetimi, otorite eksikliğinden yararlanarak fitre, zekat paraları “Rahibe Teresa” kurumuna aktarıldığını da unutmamak lazım. Avrupa ülkeleri (Türk) ve Türkiye vakıf ve derneklerin desteğini en iyi şekilde El Hilal istifade ettiğini biliyoruz.

Vakıf ve dernek yasasıyla Türkler arası derneklerin sayısı artmaya başladı. 2003 yılında dernekler arası iş birliğini ve koordinasyonunu sağlamak için MATÜSİTEB (Makedonya Türk Sivil Teşkilatları Birliği) kuruldu. 2011 yılında derneklerimizi analiz ediyorsak çoğu çalışmaların Ramazan ayında ve kurban bayramında gerçekleştiğini göreceğiz. Dernek yöneticileri genelde distribütör görevlerini ihya etmektedirler. Soydaşımız rahatsız, yardımların dağıtımdan şikâyetçi. Yolsuzlukları artık kuşlar gökten görüyorsa, gerekenleri kim yapabilir? MATÜSİTEB’in bir anlamı çoktan kalmamıştır. Derneklerin finansmanı genelde kayıt dışı olduğu için yolsuzlukların arttığını görmemek mümkün değil. Soydaşımıza en büyük haksızlığı yapmaktayız. Kartvizitler basılmış; ya Allah Bismillah yolsuzluklara devam. Makedonya’da iftar yemekleri düzenlemesinde yine sözde Türk dernekleri en aktif olmalarıyla övünmemizle ne vahim durumda olduğumuzu kanıtlıyor.

Anayasa, yasa, eğitim, kültür, demokrasi, vatandaş ve insan haklarımız için inşallah başkaları mücadele edecek. Aman Allah’ım nasıl uyutulduk! El Hilal Derneği Ramazan ayında fakir fukaraya her yıl iftar yemekleri düzenlemektedir. Son yıllarda değişik kurumlar tarafından çadır ve restoranlarda iftarlar verilmektedir. TRT bu güzel hizmete de yer ayırdı bu Ramazan ayında. Vay, vay ne hâllere düştük, yahut düşürüldük.

Türkçe basın ve medyamızda TDP’nin düzenlediği iftar yemeklerine gelince bilgisi ve ilgisi olmayan için ne güzel. Siyasi mücadelesiz TDP başkanlığına getirilince toplantılarda iftar sofraları düzenleyen bir başkan, E.Saraç’ı kastederek, hâline bakın diye haykırıyordu Kenan Hasipi. Yolsuzluklara boğulan, Hakkâri, Siirtli vatandaşın parasını aile harcamalarında harcayan, bölücülükle övünen bir parti başkanının düzenlediği iftarından hiçbir anlam kalmadığını imamlar mı anlatsın bize? Biz bağımsız devletiz, kimsenin telkin, tavsiyelerini nasıl bugüne kadar saygılamamışsak, aynen yolumuza devam edeceğiz. Ey gidi gidi günler.

Yeter artık! Allah, din, cami, iftar, yardımlaşma adına yolsuzluklar yapmayalım ve yaptırtmayalım. Kurumlarımızdaki siyasi partilerimiz de dahil yöneticilerin paraya, mevkiye yenik düştüklerini hep beraber görüyoruz. Ses çıkaranın kendi ve ailesinin sıkıntıları olacağını bildikleri için soydaşımız susmayı tercih ediyor. Makedonya’da soydaşımıza aynı hizmeti kendi imkânlarımızla vermeyi becerebiliyoruz. Türkiye ve Avrupa dernek, vakıf temsilcileri kendi muhasebelerini yapsınlar, kararlarını gözden geçirsinler. Hukuk devletinin işlemeyişinden, özgür basın ve medya eksikliğinden soydaşımızı bölmeye hiç kimsenin hakkı yoktur ve olmamalıdır.

Merhaba şehri Ramazan. Evlerimiz temizlenir, hazırlık yapılır. Arife gününde akıtma dağıtılıp, teravih namazıyla mübarek ayımızı karşılamak gelenek hâline gelmiştir. Oruç tut, namaz kıl diye kimse öğretmemiş, zorlamamış. Ortamda neyi görmüşsem onu yapmışım. Çocuklarımla da aynen devam edildi. Bazen küçüksün, sıcak, gün uzun ikna etmeleri ağlamaklarla karşılanmıştır. Sahura kaldırın, unutmayın çekişmeleri olmuştur. Yakın akraba, komşu, dost iftar yemeklerine devamlı davet edilmiştir. Küçüklüğümde hangi camide teravih namazına gitmişsem Türkçe vaazlarını dinlemek mümkündü. Çocuklarımda artık bu lüks yok, çünkü cemaatin etnik yapısı değişince bu iyilikten faydalanmaları mümkün değil.

Yaz aylarında Ramazan ayını Allah bana ikinci kez nasip etti. Sokak, çarşıda yemek mümkün değildi. Gayrimüslimlerin de oruç tutanlara dikkatli ve saygılı davrandıklarını iyi hatırlıyoruz. İlkokulda Makedon asıllı öğretmenlerimizin iftar molalarını unutur mu insanımız?

Şimdi demokrasiye geçişle başörtülü hanımlarımızı sokak, çarşılarda dondurmayla görmek insanı rahatsız etmiyor mu? Türkiye’den gelen başörtülü hanımlar seferi kolaylığını suistimal ederek güzel tanıtım yapmaktadırlar. Makedonlar şaşkın, sizlere ne oldu diye soruyorlar. Her yerde olduğu gibi Ohri’de de mukabele geleneği devam ediyor. Üniversite talebesi olarak geçmiş yaz aylarındaki Ramazan ayında teravih namazlarından sonra dinî sohbetlerimiz sahura kadar devam ediyordu. Kosova olayları döneminde bu hizmeti korkmadan, karşılıksız, Allah rızası için Eyüp Salih yürüttü. Şimdi bu görevi yapanlar maşallah bir memur gibi olmuşlar. Ramazan ayının son 10 gününde itikâfa çekilme geleneği Ohri’de yıllardır uygulanmıyor. Peygamber efendimizin sünneti olan itikâf cemaatimize herhâlde yük olmuştur. 20 yıldan sonra Pir Mehmet Hayati hazretleri tekkesinde itikâfa çekilme kararını aldığımda, izni Şeyh hacı Osman ef. Dehar severek verdi. Tekkemizin misafir odasındaki itikâf şartlarından bahsetmek kolay ama Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün tekke ziyaretinde hediye ettiği seccadesinde Kuran okumak ne güzel. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hediye ettiği büyük ebatlı Kuran-ı Kerim’de hatim indirmek bu yıl bana nasip oldu. İtikâfta bulunanın bir gelenek olarak iftar ve sahur yemeklerini cemaat karşılardı. Benim olayımda iftar yemeğini tekke cemaatinden karşılanırken, sahur yemeğini oğullarım Fatih ve Mehmet yüklendi. Hepsinden Allah razı olsun. Kadir gecesinde tekkede iftar yemeği gelenek olarak 300 yıl devam etmektedir. Hizmet edenlere, gönül verenlere bu iftar düzenlenmektedir. Farz namazları, tehecüd namazı, tespih namazı, evabi, işrak namazları, zikir, ikindi salavatı, ilahi, ikramlar, temizlik tekkemizden hiç eksik olmadı zengin tarihimizde. Herkese nasip olmamışsa, Allah bu güzellikleri herkese nasip eylesin. Elveda, elveda şehri Ramazan.