Kasaba uğrayacağım et alayım tercümede kasaba büyüyüp şehir oluyor hadi hayırlısı. Buyurun gelinin ‘’gelini’’ tez evlenmiş kadın olabiliyor. Aşk olsun!

‘’Saat Kaç’’ – ‘’ Yedi efendim’’deki yedi, yedi olabiliyor. Ne yediyse artık, afiyet olsun. Hoş yanlışlar bunlar, gülüp geçmeli. Bir gün elbet düzelirler, ancak çok okuyup bilgi edinmek gerek, kalite sonradan kendinden ortaya çıkar.

Bozkurt eş anlamlı kelime değildir. Bozkurt dediğimizde boz renkli kurt ya da bozkırın kurdu aklına gelir Türkçeyi bilenin. İngilizcesi “the steppe wolf”; Latincesi “canis lupus” oluyor. Bazı kaynaklarda Moğolistan kurdu olarak rastlanabilir. Renkleri genelde kurşuni olduğu için “gray wolf” olarak da adlandırılmıştır. İngilizcede, “gray”, Türkçesi “kurşuni, boz ya da gri”dir.Bu tür kurdun türlü renklisine rastlanır. Kara da, kırmızı da, kahverengi de olsa sonuçta bozkurttur.

Geçenlerde Makedonya’nın bilim ve sanat akademisinde Atatürk ile ilgili yüksek bir düzeyde sempozyum düzenlendi. Akademiyi andım da değerli hocalarımız Yusuf Hamzaoğlu, Gazanfer Baydam ve daha nicelerini selamlamak içimden geçti.

Bilim konferansının açılışını Makedonya  Cumhurbaşkanı sayın Gorge İvanov yaptı. Kendisi, himayesi altında düzenlediği bu konferansta tebliğini sunarken ‘’Ben bunu Bozkurt kitabında okudum’’ cümlesini (benim bu şekilde tercüme ettiğim) söyledi. Bunu Makedonya televizyonu Türkçe yayınlarında tercüme azıcık geciktiği için duyabildim. Tercüme ise ‘’o kitap... bu kitap... kitapta okudum’’ oldu. Tercüman “bozkurt”u çözemedi, bir türlü çıkaramadı gitti. Olağan şeydir insan takılır kalır. Sataşmak niyetim değil, dalga geçme hiç değil ama nasıl olur da Bozkurt unutulur. Tesadüf olmasını dilerim.

Yazmaya başlayıp da delirmeden kurtulan 20. yüzyılın en okunan yazarı Herman Hesse’nin eserlerini 20-25 yıl önce okudum. Onun Bozkurt kitabında Atatürk ile ilgili bir şey var mı diye hatırlamaya uğraştım. Tam “hiç sanmam” kanısında karar verecektim ki “yaşa be Gorge, ben sana oyumu atmadım ama şimdi azıcık gözüme girdin” diyesim geldi.

5-6 yıl önce Atatürk ile ilgili Makedonca tercümeli “Siviot Volk” kitabını okudum. Tercüme kurşuni, boz ya da gri kurt olabilir. Aslı “Gray wolf” olmalı büyük ihtimalle. Kitabı sahibine iade ettiğimde nasıl buldun sorusuna başlıkta yanlış var, gerisini ne anlatayım dedim. İngiliz’in düşünce sistemi Türklerden farklıdır. Fakat düzgün düşünce dere yatağını bulduğu gibi yolunu bulur. Tercüme ha olmuş ha olmamış.

90’lı yılların televizyonculuğunu hatırlatan bir televizyon, Atatürk karanlıktan korkarmış diye haber geçti. “Cepheden kötü haberler alan Gazi dışarı bozkırın karanlığına tek başına çıkmış. Yanına ‘ne yapacağız paşam’ sorusuyla yaklaşana ‘hücuma geçeceğiz’ demiş” diye İngiliz yazar anlatıyor.

Bu karanlık korkusu nerden çıktı? Kim yalan söylüyor? Kurt! Kurt! Diye yalan söyleyen çobanı hepimiz biliriz. “Kurt kılını değiştirir huyunu asla” atasözünü de… Neden boynu kalın olduğunu da…

Kurtlar yaman varlıklardır, kuvvetlerine rakip yoktur. Kendi ağırlıklarının iki misli avıyla tam hız koşabilirler. Doğada benzerleri yoktur.

Aç kurdun biri köye yem aramaya inmiş, köpeğe rastlamış. Köpek kurda, ‘kardeş görüyorum açsın, miden sırtına yapışmış, tüylerin dökülüyor. Gel uysallaş, sahibin sana bakar, besler, arada sırada sahibinin yabancılarına uğuldarsın’ demiş. Kurt, ‘peki bu senin boynundaki zincirden bana bir tanesi olacak mı’ diye sormuş. Köpek, ‘elbette’ demiş. Kurt, ‘köpek kardeş işte ben buna razı olamam’ deyip çekip ormanına dönmüş.

Kurtlarla ilgili hikâyeler bol, destanlar bol. Romul ve Rem’i, dişi kurt Asena’yı bilmeyen yok. “İnsan kurt gözlerine derince baktığında kurtların insandan önce tanrının varlığını sezmiş olduklarını hissedebiliyor” cümlesi beğendiğim bir hikâyenin kilit cümlesidir. Kurtlarla ilgili bu kadar.

Geçenlerde bizleri Ohri’de Yusuf Halaçoğlu ziyaret etti. Selamlar getirdi. Getirenden de gönderenden de Allah razı olsun. Hocayı dinlemek şerefiyle onurlanmıştık. Ohri’nin Halveti tekkesinin misafirhanesi ışığı loş, içerisi bana parlak göründü. İçindeki insanlardan olacak. Bizden sonra nakışlı bir porselen sinisi gibi güzel bir kent Kütahya’dan bir grup geldi. Gruptan biri Hocam ben sizi tanıyorum. Kitaplarınızı okudum. Size burada rastlayacağımıza hiç ummazdık. Gruptan bazıları hocaları tanımadığını sezmiş olacak ki kendini tanıttı. Ben profesör doktor Yusuf Halaçoğlu demedi. Ben Türk milletinin vekiliyim bile demedi, hatta ben Yusuf Halaçoğlu bile demedi. Psikolojide alçak gönüllüğün göstergesi olan sanki üçüncü şahısı tanıtır gibi sadece adım Yusuf dedi.

Bizleri Yusuf Halaçoğlu ziyaret etti. Yine Bekleriz.

Not: Üsküplü Yusuf Elmaz olmasaydı bu yazı da olmazdı. Selamım olsun.