Bu arada epeydir zaman geçti, Makedonya Cumhuriyeti bağımsızlığını yeni kazanmıştı. Çaycıda oturmuş çayımı yudumlarken, düşüncelerden arkadaşımın sesi ayırdı. Serbest mi!!- sorarken oturmuştu bile. Siyaset konuşmazsan serbest dedim. O dönemde o kadar çok siyaset konuşuluyordu ki... Şaka olsun diye Murat Üskübe gelmiş dedi? Murat Karayalçın. Çayımın tadı nereye gittiyse bul da getir. Ne demiş diye sordum. Makedonya Türkleri parti kurmasın diğer partilere girip etkinlik göstersin demiş. Garip ama hatırlanacak birşey söylemek ihtiyacım anında nüksetti ve bunu başardığıma dair birçok misal gösterebilirim. Arkadaşım- dedim, bak karşıda, yanı başımızda Sultan Murat var. Anlayacağın biz şu anda onun huzurundayız. Sırtıma işaret edip ardımızda ise Murat Paşa var. Anlayacağın sırtımızı ona vermişiz. Bizi kolladığından eminim dedim. Bu Murat'lar bize yeter. Biz kendi partimizi inşallah kuracağız. Kim ne der, niçin ve nasıl der vız gelir dedim. Eeee Osmanlı be! Dedi. Osmanlı mı, Murat'lı mı, Mehmet'li mi bilmem ama biz bize ve biz bizi bakmalıyız.

Aradan ne Muratlar geldi geçti, nasihatler, öğütler, istişareler, akıl vermeler, manevi destekler, sırt sıvazlamalar, iyi niyetler hiç eksik olmadı ve biz neredeyiz?

Malum bir değil üç parti kurduk. İstersek yüzüç de kurarız. Keyfimizin sultanı değil miyiz? Sonuçta Türk kelimesi ortak malımız değil mi? Üç kişi toplanır, örgütlenir adına Türk sözcüğünü yapıştırırız sonra da yan gelir yatarız. Kime ne?

Ah sultanım, vah paşam Karayalçın haklı çıktı, biz ondan açıkgöz. Eldiven giydik, eldiven. Gelene ağam gidene paşam demeyi çok iyi öğrendik.

Hepsi öyle abi”yi kabüllenemem, Muratlardan utanırım. Arada sırada düşündüğümü yazar vicdan rahatlatırım. Belki de genç bir okurun düşüncelerime onay verdiğini hayal eder bu hayalin sevincini yaşarım. Bu bana yeter ve artar bile Muratçıklar ne derse desin.

joomplu:184