İhsan Oktay Anar, Ege Üniversitesi öğretim üyesi ve araştırdığım kadarıyla da bu onun ilk romanı. Romanı okudum ama zaman zaman anlamakta güçlük çektim. Sebebini çok sonraları keşfettim aslında. Ben okula giderken, okuldan dönerken yani otobüste yolculuk yaparken, televizyon seyrederken, müzik dinlerken kitap okumaya alışmış özellikte biriyim. Bu roman o kadar ağır geldi ki bana, bu romanla keşfettiğim başka bir şey de oldu. O da bazen, konu bakımından birbirinden kopuk olan ama bir yerde bir şekilde rastlaşan dön-dolaş aynı karakterlerin buluşması olarak gördüm. Bunun için de bu roman bir solukta okunmalıydı. Çünkü rastlaşan karakterler az değil aşağı yukarı on kadar karakterin çeşitli vesilelerle birbiriyle tanıştığı bir roman olarak gördüm. Sonuç olarak isim unutabilen yapıya sahipseniz, okuduğunuz ama hangi karakterin hangi ismi taşıdığını unutuyorsanız benim gibi ilk sayfalara döneceksinizdir hep. Olayları ve şahsiyetleri hatırladığınız sayfalarda isim aramaya, acaba o şahsiyetin ismi neydi diye geriye dönmeye itecektir sizi. İsim unutabilen bir yapıya sahipseniz bu romanı bir solukta okumanızı tavsiye ederim. Çünkü roman girift bir şey. Hani ‘okunulası’ bir roman buna diyecek bir lafım yok, belli ki yazar yazarken çok kurgular yaratmış, ilham döngüsünü çok iyi yerleştirmiş romana.

Uzun zamandan beri birçok hocamın ve iyi okur olduklarını düşündüğüm insanların tavsiyesiyle notlarımda hep vardı bu roman. Özellikle de bir konferans dolayısıyla Ankara’dan gelen öğretim görevlisi arkadaşımın Üsküp’e gelip misafirim olmasıyla bu kitap hediye edildi bana onun tarafından. Arkadaşımın gidişiyle de İstanbul’dan çok sevdiğim ve Yıldız Teknik Üniversitesi’ni ikincilikle bitirmiş başka bir arkadaşım geldi. Arkadaşıma Üsküp sokaklarını tanıtırken çok sevdiğim, üniversiteyi bitirdikten sonra tanışma onuruna evet ama ben mezun olduktan sonra gelişi yüzünden kendisinden ders almaya mazhar olamadığım ve diğer hocalarıma nazaran çok sevdiğim Recail Özcan hocama rastlamıştım. Çok sevgili hocamla arkadaşım ve ben çay içerken konu yine kitaplardan açılmıştı. Ben okumaya değer kitap isimlerini hoca ve iyi okur olduğunu bildiğim insanlardan alırken not tutmayı da adet edinmişimdir. Çünkü kitap okuyabilme yeteneğini çok geç yaşlarda keşfettim ben ve günden güne kendimi tamamlamak istiyorum. Recail hocamın tavsiyeleri arasında İhsan Oktay Anar’ın kitabı ‘Puslu Kıtalar Atlası’ da vardı. Ayşe Kulin’in ‘Veda’ romanını bitirdikten hemen sonra bu romanı da okudum ve bitirdim. Baştan yaptığım hataları tekrarlamadım. Çünkü bu roman bir solukta okunmalıydı ve gerçekten de okunası bir roman olduğunu dile getirmekteyim.

Romanı okurken bir yolculukta gibi hissedeceksiniz kendinizi. Yazarın kullandığı güzel dil ve olay kurgusu muhteşemliğini yansıtıyor adeta. Okurken eziyet çekenler olabilir benim gibi, en başta yaptığım hatalarım yüzünden. Ama hafta sonu bir günün içerisinde birkaç saatinizi ayırıp birkaç saatte romanı bitirebilirsiniz. Muhteşem konuya sahip olan romanlar vardır. Bu basit ama sizi çekebilen bir roman olabilir. Ama bu romanı yazabilmek için belli bir bilgi birikiminin olması gerek. İşte tam burada yazarın ustalığı büyük rol oynuyor bence. Çünkü felsefe, tarih, yer yer bilim kokan bu roman bir şaheser adeta. Roman bir düşünce parçası, bir rüyadan ibaret belki de. Ama gerçekle rüya arasında çok iyi resmedilmiş bir dünyanın da aynası gibi.

Roman her ne kadar felsefe ve masalsı tadında olsa da mizah açısından da adeta yoğrulmuş bir yapıya sahip. Mizah da yerinde kullanılmış, masalsı tada bir nebze olsun hareket getirilmiş. Her şey ölçüsünde, anlayacağınız kadarıyla. İçinde bilimin her daim noktasına ulaşacaksınız derken Rendekar’dan bahsederken zaman zaman matematikçileri gözünüzün önüne getirebilirsiniz ayrıca. Acaba diyorum Fransız matematikçi ve filozof Rene Descartes isminin Rendekar’a bu kadar yakın olması bir tesadüf olmasa gerek. Belli ki roman içinde etkilenmelere rastlıyoruz birçok filozof ve bilim adamının noktalarına rastlamak mümkün. Kitabın arka kapağındaki yazıyı eklemek istiyorum bu etkilenmenin siz de farkında olacaksınız.

“Yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu…

“Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öylese gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.”

Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapandı. az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi:

“Dünya bir düştür. Evet, dünya. Ah! Evet, dünya bir masaldır.”