Hayatta hiç bir üstadınız oldu mu? Benim oldu!... Üstat ne bir dost ne de arkadaştır. Üstat, sohbetiyle ruhunu dinlendiren ruhani bir hoca, egzotik ve tropik cinste haz veren bir meyve ya da en sevdiğim meyvelerden mandalina ya da kışın hem kavrulmuşunu hem de haşlanmışını yediğim kestanedir. Derin bir okyanus gibidir ya da bir havuz, yüzmek istediğim. Yolculuk etmeyi sevenler için bir ulaşım aracıdır, uçmayı sevenler için bir Boeing ya da uçaktan korkanlar için çok özel bir cip otomobildir. Örneğin bir 4x4 Toyota RAV4 gibidir, sana her rahatlığı sunar (rahatına düşkün olanlar için). Üstat her şeydir. Benim için, kitap okuduğum odamın bir köşesi, dinlenmemi sağlayan yatağım da üstat demektir. Hatta yerli yabancı yeni filmleri izlediğim dizüstü bilgisayarım, gelmiş geçmiş okuduğum en iyi yazılmış kitaptır. Oku oku bitiremezsin onu. Alışkanlık hâline getirerek sağ elimde taşıdığım çakma da olsa D&G ya da Swatch büyük kol saatlerim, pazarlık yaparak fiyat düşürürken aldığım ve yine alışkanlık hâlinde her iki elimin orta parmaklarında taşıdığım koca koca büyük yüzüklerim de üstat demektir aslında. Başkasına karşı hiç aklına getirmediğim ama söz konusu üstat olunca elinde olmadan beslediğin öfkedir kimi zaman ve kimi zaman anında gelen sürpriz bir mutluluktur. Çoğu zaman çok ilgi gösterirsin, aynı ilgiyi alamadığın için çılgına döndüğün anlardır. Ama iş ruhunu doyurmaya gelince seni sohbetiyle büyüleyebilen kişidir de üstat. Çünkü üstat varsa hayatında, her neyi yapıyor olsan da sarf ettiği cümlelerini her an aklına getirirsin. Bu kaçınılmazdır. En önemlisi peşini bırakmayan bir yalnızlık varsa ve küstahça senden önce yatağına giriyorsa yalnızlık, üstat sana duyduğu bazen en samimi bazen de en vurdum duymaz sözleriyle yalnızlığı yatağından kovabilen kişidir, her zaman, aklına her an getirdiğin üstat sözleriyle. Şu ramazan ayı içerisinde siz okuyucularıma dileyebileceğim tek ve en güzel şey aslında herkes hayatındaki üstadını bulsun. Emin olun hayat boş geçmeyecektir. Böyle bir giriş yaptım çünkü bu bağlamda son okuduğum kitabın şerhini biraz sonra size yapacakken siz de şunun farkına varacaksınız ki mutsuz, yalnız ve zaman zaman depresyona giren, dinine uzak yasayan ama tüm bunlar sonucunda Allah'a sarılmayı görev hâline getiren bir hanımın hayat hikâyesinin sonunda da bir üstat var. Hatta kitabın yazarı Elizabeth Gilbert'in otobiyografisi olan bu kendi hayat hikâyesi tüm dünyada sekiz milyonun üzerinde sattı. Hollywood'da da filmi çekildi. Elizabeth Gilbert'i oynayan kişi dünyaca ünlü Hollywood yıldızı Julia Roberts. Kitabın sonunda bahsedilen Elizabeth'in âşık olup evlendiği kişiyi ise Javier Bardem oynuyor.

Yazıma üstat ile başladım, bunun sebebi de kitabın en can alıcı, en spiritüal bölümü olan Hindistan yolculuğunda çok özel bir bölüm var. Öncelikle onu sizinle paylaşmak için can atıyorum. Okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Klasik Hintli bilgeler, evrende bir ruhun en büyük ve en açık talihle kutsandığını gösteren üç faktör olduğunu yazmış: 1. Bir insan olarak, bilinçli sorgulama yapabilecek şekilde doğmuş olmak. 2. Evrenin dogasini anlama arzusuyla doğmuş olmak. 3. Yaşayan bir ruhani üstat bulmuş olmak. Elizabeth Gilbert, ne istediğini bilmeyen, mutsuz, otuz bir yaşında bir kadın. Kocasına boşanma davası açıyor. Eşi öncesinde boşanmak istemiyor ama Elizabeth'in bütün varlığını ve yayınladığı kitapların yarı telif haklarını almak şartıyla boşanmayı kabul ediyor. Yayıncısıyla son kitabı için anlaşarak aldığı ön parayla bir yılının planını çizer. Önce İtalyanca öğrenmek için dört ay İtalya’nın başkenti Roma'da yaşar. Sonrasında dört ay Hindistan'da spiritüal dünya derinliklerine girer. Endonezya Bali'de ise 2 yıl önce tanıştığı şifacıyla görüşür. Bu bir yıllık yolculuk sırasında âşık olup evlendiği adamla tanışır. Kitabı merak edip okumanız için devamını anlatmıyorum. Keyifli okumalar.